Prof. Dr. Muharrem Çetin, “Ben De Sizin Gibi Bir Öğrenciydim” Programına Konuk Oldu

Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi ile İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi’nin ortak yürüttükleri Akademik Kariyer Yolculuğumda “Ben De Sizin Gibi Bir Öğrenciydim” projesinin üçüncü oturumuna Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muharrem Çetin konuk oldu.

Prof. Dr. Muharrem Çetin, “Ben De Sizin Gibi Bir Öğrenciydim” Programına Konuk Oldu
12.06.2025
745
A+
A-

Kastamonu Üniversitesi Bilgehan Bilgili Merkez Kütüphanesi Sezai Karakoç Salonu’nda Akademik Kariyer Yolculuğumda “Ben De Sizin Gibi Bir Öğrenciydim” programı düzenlendi. Bilgehan Bilgili Merkez Kütüphanesi Sezai Karakoç Konferans Salonu’nda düzenlenen program saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başladı.

Programın moderatörlüğünü üstlenen Dr. Öğr. Üyesi Dilber Usul konuşmasına başladı. Dr. Öğr. Üyesi Usul, projenin ilk adımlarını atarken Prof. Dr. Muharrem Çetin ile görüşerek fikir alışverişinde bulunduğunu, sürecin başında destek talebini ilettiğini söyledi. İletişim Fakültesi araştırma görevlisi hocaların teknik destek sağlamaları sayesinde bu projeyi yürütme imkanı elde ettiklerini vurguladı.

Dr. Öğr. Üyesi Usul, “Uzun ve yoğun bir sürecin ardından, iki ayrı proje kapsamında yürütülen çalışmalarda ekip, istikrarlı bir şekilde ilerledi. Bu süreçte hiçbir aşamada geri adım atılmadı; ne “bu hafta yapmayalım” dendi, ne de yarı yolda bırakılma söz konusu oldu. Aksine, sürekli ve kararlı bir destek sunuldu.’’ ifadelerini kullandı. Bu emeklerin karşılıksız kalmadığını ve elde ettiği başarının arkasında bu dayanışmanın büyük bir payı olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Usul, “Eğer bu destek olmasaydı, ne programı gerçekleştirebilir ne de ödülümü alabilirdim” diyerek katkı sunan hocalara gönülden teşekkür etti.

Dr. Öğr. Üyesi Usul, Prof. Dr. Muharrem Çetin’e “Bir kardeş, bir evlat olarak çocukluğunuzdan başlayarak, eğitim hayatınıza uzanan yolculuğunuzu bize anlatır mısınız?” diye ilk soruyu yöneltti.

Prof. Dr. Muharrem Çetin, Ankaralı olduğunu belirtti. Ankara’nın merkezine yaklaşık 50 kilometre uzaklıktaki bir köyde dünyaya geldiğini söyleyen Prof. Dr. Çetin, “O günün şartlarında uzak gibi görünse de bugün artık merkeze daha yakın kabul ediliyor,” sözleriyle zamanla değişen algılara dikkat çekti.

Üç erkek kardeşin ortancası olan Prof. Dr. Çetin, yaşlarının birbirine yakın olduğunu ve her birinin arasında ikişer yaş fark bulunduğunu ifade etti. O dönemde köy yaşamının zorluklarına rağmen toplumsal eşitliğin güçlü şekilde hissedildiğini dile getiren Prof. Dr. Çetin “Zengin-fakir ayrımı pek hissedilmezdi. Herkes benzer şartlarda yaşar, aynı türden ayakkabıyı giyerdi. Bu da genelde lastik ayakkabı idi. Bizim orada ona ‘Soğukkuyu’ derlerdi” ifadelerini kullandı.

Köydeki yaşamın doğallığına ve dayanışma kültürüne vurgu yapan Prof. Dr. Çetin, “Köyde doğanlar bilir, özellikle o dönemde dış dünya ile çok fazla temas olmazdı. Herkes kendi ektiğini biçer, yaşamını buna göre kurardı. Doğduğun yerin kaderin olduğu sözü gerçekten de boşuna söylenmemiş,” diyerek köy hayatının hem kısıtlayıcı hem de şekillendirici yönlerine dikkat çekti.

“Sorumluluğu küçük yaşta öğrendim”

Prof. Dr. Muharrem Çetin, çocukluğuna dair anlattıklarıyla dönemin kırsal yaşam koşullarını ve aile içi sorumluluk anlayışını gözler önüne serdi. Köyde doğup büyüyen Prof. Dr. Çetin, o dönemin çocuklarının aile bütçesine doğrudan katkı sağlayan bireyler olarak yetiştirildiğini belirtti. Henüz dört yaşlarındayken kendisine civcivlere bakma görevinin verildiğini anlatan Prof. Dr. Çetin, bu sorumluluğun hayatında önemli bir yer tuttuğunu vurguladı.

“Civcivler, kedilerden korunmalı, düzenli beslenmeliydi” diyerek o dönemin zorluklarına değinen Prof. Dr. Çetin, özellikle hindi civcivlerin bakımının ne kadar hassasiyet istediğini de ekledi. Hazır yem bulunmadığı yıllarda, ebem gümeci gibi doğal otlarla yumurtanın yağda pişirildiğini civcivleri beslediklerini, hastalananlara özel bakım yaptıklarını ve bu bilgileri küçük yaşta edindiğini ifade etti.

Prof. Dr. Çetin, ilkokula ise altı yaşında başladığını iki derslikli okulda beş sınıfın bir arada eğitim gördüğü bu ortamda, öğretmeni Semra Hanım’ın kendisi üzerinde büyük etkisi olduğunu söyledi. Okuma yazmayı hızlı bir şekilde öğrenmiş olduğuna değinerek, fişlerden çok hikâye kitaplarına yönlendirildiğini belirtti. Her sabah sınıfa iki sayfa kitap okuyarak başlayan Prof. Dr. Çetin, bu görevle ödüllendirilmiş ve sınıf arkadaşlarına örnek olmuş.

“Okumayı sevdiren öğretmenim oldu,” diyerek minnetle andığı öğretmeni sayesinde okuma alışkanlığı edindiğini dile getiren Prof. Dr. Muharrem Çetin, eğitimin temellerinin ne kadar erken atıldığını ve bir öğretmenin yönlendirici etkisinin ne denli önemli olduğunun altını çizdi.

“İlkokulda hem öğrenciydim hem öğretmen”

Prof. Dr. Muharrem Çetin, ilkokul yıllarının yalnızca bir eğitim süreci değil, aynı zamanda bir sorumluluk sınavı olduğunu vurguladı. İkinci sınıfta öğretmenlerinin başka bir yere tayini çıkmasıyla başlayan zorlu süreci anlatan Prof. Dr. Çetin, öğretmen eksikliği nedeniyle eğitimlerinin aksadığını ifade etti. Bir süre ilçeden gönderilen vekil öğretmenlerle devam eden öğrenim hayatı, Prof. Dr. Çetin’in deyimiyle “eksik ama öğretici” bir dönem olmuş.

Özellikle üçüncü ve dördüncü sınıflarda farklı yaş gruplarının aynı sınıfta bir araya gelmesi, eğitimi daha da karmaşık hale getirmiş. Küçük yaşta ilkokula başlayan ve sınıfın en küçük öğrencilerden olan Prof. Dr. Çetin, buna rağmen derslerinde başarılı olmuş. “İlkokulda tam anlamıyla sadece birinci ve dördüncü sınıfı okudum,” diyen Prof. Dr. Çetin, bu iki sınıf dışındaki yıllarda ya öğretmensizlikle ya da vekil öğretmen değişiklikleriyle karşı karşıya kaldıklarını dile getirdi.

Beşinci sınıfa geldiğinde ise durum daha da farklılaşmış. Okuldaki  tek öğretmenin yönlendirmesiyle birinci ve ikinci sınıf öğrencilerinin derslerinden sorumlu tutulmuş. Onlara verilen ödevleri  kontrol etmiş; adeta küçük yaşta öğretmenlik deneyimi kazanmış. “Beşinci sınıfı kendim için değil, küçükleri okutmakla geçirdim,” diyen Prof. Dr. Çetin, o dönemde aldığı sorumlulukların, mesuliyet bilincini daha da pekiştirdiğini söyledi.

Küçük yaşlardan itibaren gösterdiği bu özveri ve disiplinin, ilerleyen akademik ve mesleki hayatının temelini oluşturduğunu ifade eden Prof. Dr. Muharrem Çetin, eğitimin yalnızca derslerle değil, yaşananlarla da şekillendiğine dikkat çekti.

“Ticareti de teraziyi de köyde öğrendim”

Prof. Dr. Muharrem Çetin, sadece akademik hayatıyla değil, çocuk yaşta edindiği ticari deneyimle de dikkatleri çekti. Henüz ilkokuldayken köydeki aile bakkalının işletmesini üstlendiğini belirten Prof. Dr. Çetin, bu deneyimin ona hem ticaretin temel kurallarını hem de adaletin ince dengelerini öğrettiğini söyledi.

Köy bakkallığının şehirdekinden çok farklı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çetin, “Parayla alışverişten çok veresiye usulü işlerdi. Herkesin borcu, ne aldığı, kimin adına yazıldığı dikkatle kaydedilirdi,” diyerek o yıllardaki titizliği belirtti.

Babasıyla arasında geçen bir diyaloğun ise hayatına yön verdiğini özellikle belirtiyor: “Rahmetli babam derdi ki, terazide beş on gram hakkımız karşıya geçsin. Terazinin tarttığı yer hep müşteriden yana ağır gelsin. Adaletli olmak işte orada başlar.” Bu nasihatin hala hayatında önemli bir yeri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çetin, adalet duygusunun temellerinin çocuk yaşta atıldığını dile getirdi.

O dönem aynı zamanda köylerden süt toplayıp Ankara’ya satmakla da uğraştıklarını anlatan Prof. Dr. Çetin, “Sütün içine su katılıp katılmadığını öğrenmem de o zamanlara dayanır. Süt alıcıları özel bir ölçüm aletiyle kontrol ederdi; su karışmışsa süt geri çevrilirdi,” sözleriyle dürüst ticaretin inceliklerini de çocuk yaşta öğrendiğinin altını çizdi.

Bu erken yaşta edindiği ticari deneyimin bugün hem meslek yaşamında hem de insani değerlerinde önemli bir iz bıraktığını ifade eden Prof. Dr. Muharrem Çetin, sorumluluk, dikkat ve adalet duygusunun temelinin yalnızca kitaplarda değil, yaşanmışlıkta yattığını sözlerine ekledi.

  “İlk çantam gübre torbasındandı”

O dönemki köy yaşamını ve okula dair şartları içtenlikle paylaşan Prof. Dr. Çetin, ilkokul çantasının bir gübre torbasından ibaret olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Çetin’e göre, okuma sevgisi sadece bireysel istekle değil, içinde bulunulan çevreyle de şekilleniyor. “Çevrenizde okuyan yoksa, zamanla o ortam sizi de etkiliyor” diyen Prof. Dr. Çetin, köyünde üniversite mezunu  tek kişinin babasının amcasının oğlu olduğunu, onun da köyle bağının çok az olduğunu dile getirdi. Üniversitenin ne olduğunu bile bilmeden büyüdüğünü söyledi.

Köy işlerine ise hiçbir zaman sıcak bakmadığını açıkça belirten Prof. Dr. Çetin, “Her işten anlarım ama toz, toprak ve o ortam bana göre değildi,” diyerek tarım işleriyle geçen çocukluğuna da değindi. İlkokulun sonlarına doğru çapaya, saman işine, tarlaya gitmeye başladığını; özellikle gözlerinin toza karşı hassas olduğunu ve bu nedenle büyük zorluk yaşadığını ifade etti.

Bugünlere geliş yolunun kolay olmadığını, aksine çok yönlü bir mücadeleyle şekillendiğini anlatan Prof. Dr. Muharrem Çetin, yaşadığı her zorluğun kendisine karakter ve direnç kazandırdığını da sözlerine ekedi.

  “Kurtuluşum okumaktı, köyden çıkmaktı”

Prof. Dr. Muharrem Çetin, eğitim serüvenini anlattığı açıklamasında, çocukluk yıllarındaki zorluklara ve bir dönüm noktası olan yatılı okul sürecine değindi. Prof. Dr. Çetin, ilkokul döneminde yeterli eğitim alamadığını belirterek, “Kurtuluşum ne diyorum, ne yapacağım falan diye düşünüyordum. Yatılı okul sınavları vardı ama takip eden ve bizi götüren olmadı. Belki gitseydim kazanır mıydım bilmiyorum ama denemek isterdim.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Çetin’in hayatını değiştiren sürecin, köyde yaşayan yaşlı bir adamın desteğiyle başladığını söyledi. Şimdi torunu da profesör olan bu kişi hakkında konuşan Çetin, “Köyde zeki, çalışkan çocukları takip edermiş. Benim okumam gerektiğini düşünmüş ve babama sürekli ‘Bu çocuğu okut’ demiş. Ben takip edildiğimi bilmiyordum. Zeki çocuk diye izleniyormuşum.” dedi.

Yapılan yönlendirme sonrası Ankara’nın Kazan (şimdiki adıyla Kahramankazan) ilçesindeki bir yatılı okula kaydının yapıldığını anlatan Prof. Dr. Çetin, duygusal geçiş sürecine de değindi: “Ben köyden kurtulacağım diye bir taraftan diğer taraftan aileden ayrılmanın hüznünü yaşıyordum. İlk defa köyden ayrılıyordum ama benim için bu daha sonrası için bir kurtuluştu. Tozdan, tarladan uzaklaşacaktım.” Dedi.

“Kararımı küçük yaşta kendim vermeyi öğrendim”

Prof. Dr. Muharrem Çetin, eğitim hayatının ilk adımlarını attığı yatılı okul yıllarına dair çarpıcı anılarını paylaştı. Henüz 11 yaşındayken Ankara’nın Kazan ilçesindeki yatılı ortaokula başlayan Prof. Dr. Çetin, o dönemde ailesinden uzakta olmanın getirdiği sorumluluk duygusuna dikkat çekerek, “O saatten sonra artık kararınızı kendiniz vermek zorundasınız. Telefona sarılıp babama sorayım, anneme danışayım diyemezsiniz, çünkü telefon yoktu.” ifadelerini kullandı. Yatılı okul ortamında birçok farklı bölgeden gelen öğrenciyle birlikte yaşamanın çocuk yaşta karakter gelişiminde önemli rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Çetin, “Kimle arkadaşlık kuracağınızı, nasıl davranacağınızı siz belirliyorsunuz. Hayatla ilk ciddi karşılaşma orada başlıyor,” dedi.

Prof. Dr. Çetin, okuldaki eğitim kalitesinden memnun kaldığını ve derslerde başarılı olduğunu dile getirerek, “Çalışmadan girdiğim derslerin sınavlarından 8’in altında not almazdım. Birisi çıkıp hava atarsa, o zaman çalışır 10 alırdım. Rekabet beni motive ederdi,” sözleriyle akademik disiplininin temellerinin o yıllarda atıldığını belirtti.

Ancak yatılı yaşamın zorlukları olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çetin, özellikle kış aylarında yaşanan soğukla ilgili olarak, “Yatakhane sabaha kadar buz gibi olurdu. Görevli iki kürek kömür atar, giderdi. Duvarlara dokunduğumuzda buz tutmuş olduğunu bilirim,” diyerek o günlerin zorluğuna dikkat çekti.

Yemek alışkanlıklarının da yatılı okulda değiştiğini belirten Prof. Dr. Çetin, “Köydeyken yemek seçerdim. Pırasa, patlıcan, patates sevmezdim. Ama orada isterseniz yemeyin, aç kalırsınız. O yüzden hepsine alıştım. Şimdi yemek seçmem,” dedi. Prof. Dr. Çetin, yoğurt çorbasını “yayla çorbası” olarak duyduğunda şaşırdığını da esprili bir dille anlatarak, “Biz yoğurt çorbası derdik. Sonradan yayla çorbası dediklerinde bir süre anlam veremedim,” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Muharrem Çetin’in anlattıkları, küçük yaşta alınan sorumlulukların ve zor şartlara rağmen gösterilen azmin bireyin hayatında nasıl dönüştürücü bir etki yarattığını seyircilere anlattı.

  “Yatılı okulda adaletsizliği ve gücün baskısını erken yaşta gördük”

Prof. Dr. Muharrem Çetin, yatılı okul yıllarına dair anılarını paylaşmaya devam ederken, çocuk yaşta tanıklık ettiği adaletsizlik ve güç ilişkilerine dikkat çekti. Eğitimin disiplinli ve kaliteli olduğunu belirten Prof. Dr. Çetin, bir yandan da büyük sınıflardaki öğrencilerin davranışlarının küçükleri nasıl etkilediğini anlattı.

“Okulda etüt vardı, eğitim kaliteliydi. Ama büyük sınıftakiler lise ve ortaokulun üst kademelerindeki öğrencilerin bazıları oldukça yaramazdı,” diyen Prof. Dr. Çetin, yaşadıkları adaletsizliklere şu sözlerle değindi: “Nöbetçi öğretmen geldiğinde yapılan yaramazlıkların, gürültü ve patırtının faturasını biz küçük sınıflara keserlerdi. ‘Ben yapmadım’ desen de dayak yerdik. Adaletsizlik vardı.”

Bu durumun çocuk yaşta güç dengesini sorgulamasına neden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Çetin, “Gücün ezmesini orada gördük. Büyük olanın ve iş birliği yapanın haklı sayıldığı, sesinin çıktığı yerde küçüklerin ve zayıfların susmak zorunda kaldığı bir ortam vardı. Lise 2, lise 1 öğrencileri arasında gürültü, kavga, şakalaşma olurdu. Biz ise sessizce bunlara tanık olurduk” diye konuştu. Prof. Dr. Çetin, sözlerine şöyle devam etti: “Ortaokul 2. Sınıfta köyümüz 8-9 km kadar mesafede bulunan ve o zaman nahiye olan Karaali Ortaokulu’na nakil oldum. Yatılı okul devlet okulu olmasına rağmen yemek ve kalma ücreti ödüyordu aileler. Ben de abimle birlikte okuyordum. Aileme ekonomik olarak yük getirdiği için babam naklimizi aldırmıştı. Babamın asker arkadaşının (Habib amca rahmetli olmuştu) evinde kalmıştık. Eşi Gülerem yenge çok iyi bir insandı. Üç çocuğu vardı. Bizle beraber beş çocuğa baktı. Şimdi düşünüyorum da büyük fedakarlık yaptığı. Allah rahmet eylesin, bizde çok emeği vardı.”

“Fasulye tarlasında yatıp sınavlara hazırlandım”

Prof. Dr. Muharrem Çetin, ortaokuldan sonraki eğitim yolculuğunu anlatırken, bir yandan zorlu tarla şartlarında çalışıp bir yandan da lise sınavlarına hazırlandığını söyledi. Prof. Dr. Çetin, eğitim hayatına devam etme kararını kendi isteğiyle verdiğini vurgulayarak “Ortaokul bitti, ‘Tamam, artık mezunsunuz’ dediler. Babam ‘kim okuyacak?’ dedi. Abim istemedi. Ama ben ‘okuyacağım’ dedim. Kararlıydım” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Çetin, hayatının belki de en zorlu ama en öğretici yazlarından birini yaşadığını söyledi: “Ortaokul bitmişti, o yaz babamın teyzeleriyle birlikte 100 dönümden fazla fasulye ektik. O zamanlar meslek liselerine sınavla girilirdi. Ben de kısa yoldan meslek sahibi olup işe girmek istiyordum. Fakat tarla işlerinden dolayı sınavlara hazırlanamadım. Orta 2 ve 3’te matematik İngilizce derslerinin hocaları yoktu ve dersleri görmemiştim. Tam üç ay boyunca fasulye tarlasında yattım.”

“Merhameti olmayan toplumda insanlık eksik kalır”

Prof. Dr. Muharrem Çetin, çocukluk ve gençlik yıllarında yaşadığı zorlukları anlatırken, merhametin toplumda giderek zayıfladığını vurguladı. “Bazen bakıyorum, bizim insanımızın merhameti zayıf. Merhamet, insanı insan yapan en temel özelliktir. Empati deniyor ya bugün, onun adı aslında merhamettir,” diyen Prof. Dr. Çetin, geçmişte de bugün de merhametin yeterince hissedilmediğini dile getirdi.

“Babamın eniştesiyle birlikte tarlada kalıyordum. Kocaman adam, sabahın ayazında beni kaldırıyor, işleri bana yaptırıyordu. Bir sabah isyan ettim. Motorun mazotu azdı, mazot kapağını kapağını akşamdan sıktım. Sabah kalktığımızda motora mazot koymak lazımdı. Enişte varilin kapağını açamadı. Beşten sekize kadar uğraştı, açamadı. Sonunda gidip ben açtım. Bir ders vermek istemiştim.”

Prof. Dr. Çetin, tüm bu zorluklara rağmen eğitimine olan inancını kaybetmediğini ifade ederek, “Zor zamanlarda insanın en büyük gücü, içinde taşıdığı kararlılıktır. Merhamet görmemiş olabilirsiniz ama kendinize merhamet etmeyi öğrenirsiniz,” diyerek sözlerini tamamladı.

Prof. Dr. Muharrem Çetin’in Lise Yılları: “Pes etmedim”

Prof. Dr. Muharrem Çetin, lise yıllarına dair köyden kente uzanan eğitim mücadelesinin detaylarını anlattı. Hazırlanma imkanı bulunmadığı halde meslek lisesi sınavlarına girdiğini ve  Ticaret Lisesi’ni kazandığını belirten Prof. Dr. Çetin, dönemin siyasal çalkantıları nedeniyle ailesinin bu okula gitmesine izin vermediğini söyledi. “Türkiye’de sağ-sol çatışmaları yaşanıyordu. Babam korktu, ‘orada olaylar olur, bir şeyler gelir başına’ diye göndermedi” dedi.

Prof. Dr. Çetin, amcasının belediyede memur olduğunu, ona yakın bir gecekondu kiralanarak lise hayatına adım attığını aktardı:

“Okula ilk gittiğimde kayıt yapmak istemediler. Köyden geliyorum diye tereddüt ettiler. Kurtuluş Lisesi o dönem iyi bir okuldu, adeta Anadolu Lisesi ayarındaydı. Sonra amcamla birlikte tekrar gidince kaydım yapıldı.”

Lise eğitimi boyunca yaşadığı uyum sürecini de dile getiren Prof. Dr. Çetin, büyük bir akademik eşitsizlikle karşılaştığını vurguladı. “İlk gün herkes birbirini tanıyordu. Ya Cebeci Ortaokulu’ndan ya Kurtuluş’tan geliyorlar. Giyim kuşamımız da şehirli gibi değildi. 4/P sınıfına girdim, orada Gülveren’den gelen Yakup adında bir arkadaşlar diye tanıştım. İkimiz de yalnızdık, arkadaş olduk,” dedi.

Ancak en büyük zorluk derslerde ortaya çıktı. “Hocalar sınıfa geliyor, ‘Bunları ortaokulda gördünüz’ deyip geçiyorlar. Herkes başını sallıyor, ben hiçbirini görmemişim. Matematik, İngilizce, felsefe… Hiçbir şey bilmiyordum. Not almaktan başka çarem yoktu,” diyen Prof. Dr. Çetin, “Babamla şart koşmuştu. Dedi ki, ‘Sınıfta kalırsan seni okuldan alırım.’ Yani başarısız olma lüksüm yoktu.”

Prof. Dr. Çetin’in bu sözleri, kırsal kökenli birçok öğrencinin kentteki eğitim sistemine uyum sağlama çabasını gözler önüne serdi. Zorluklara rağmen yılmayan Prof. Dr. Çetin’in azmi, daha sonraki akademik başarılarının da habercisi oldu.

Prof. Dr. Muharrem Çetin’in lise yıllarında Sağ- Sol olayları

Prof. Dr. Muharrem Çetin, lise yıllarına dair yaptığı açıklamalarda, 1980 öncesi Türkiye’sinin gençler üzerindeki baskıcı ve tehdit dolu atmosferine dikkat çekti. Dönemin en tehlikeli ve sıkıntılı meselesinin sağ-sol çatışması olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çetin, “Günlerce okuldan eve kadar takip edildim” dedi ve “Bir tanesinin gölgesi bile o kadar uzun görünüyordu ki arkama bakamıyordum. Yolun yarısından fazlasında sokak lambası yoktu, karanlıkta yürüyorsun. Bir anda 5-10 kişi önüne çıkıyor. Soru şu: Sağcı mısın, solcu musun?” diyerek, o dönem yaşadığı korkuyu aktardı.

“Liseden sonra okumamaya kararlıydım”

Prof. Dr. Muharrem Çetin, lise yıllarını büyük bir zihinsel ve duygusal yorgunlukla tamamladığını ve o dönem “bir daha okumamak üzere” eğitim hayatına veda etmeye karar verdiğini söyledi. Ancak kaderin ve kişiliğinin farklı bir yol çizdiğini ifade eden Prof. Dr. Çetin, üniversiteye gidiş sürecini şu sözlerle anlattı:

“Lise beni çok yordu. Yazları köye gidiyorsun ve köy işlerini yapıyorsun. Öğrendiklerini tekrar etme fırsatın olmuyor ve öğrendiklerini unutuyorsun. Bir daha okumam dedim. Tövbeliydim.” şeklinde konuştu.

Lise eğitimi boyunca hem köy hayatının zorluklarıyla, hem de şehirdeki eğitim eksiklikleriyle mücadele ettiğini belirten Prof. Dr. Çetin, üniversite sınavına da aslında arkadaşları girdiği için katıldığını aktardı. Ancak hayatını şekillendiren en temel özelliğinin “geri vitesinin olmaması” olduğunu vurguladı:

“Benim bir huyum var, hâlâ da öyleyim. Birileri bir şey yapılıyorsa, ben de yapmalıyım. Biri üç günde yapar, ben beş günde yaparım ama yaparım. Ya hiç başlamam, ya da sonuna kadar giderim.”

Üniversite hayatının da kolay başlamadığını dile getiren Prof. Dr. Çetin, o dönemde Eskişehir İletişim Bilimleri Fakültesi’ne kabul edildiğini ve eğitimine orada devam ettiğini belirtti. “Üniversite serüveni başladı ama bu sefer de başka bir bocalama dönemi başladı” diyerek, şehir yaşamına, akademik hayata ve yeni bir sosyal çevreye uyum sağlama sürecinin de başlı başına bir mücadele olduğuna işaret etti.

“Ülkeye faydalı olmak için az hata yapmalı”

Prof. Dr. Muharrem Çetin, üniversite yıllarının ardından devlet kurumlarından birinde çalışmaya başladığını ve ardından yüksek lisansa adım attığını ve bu sürecin temelinde “ülkeye faydalı olmak” arzusunun yattığını söyledi. Akademik eğitimin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Çetin, “Az hata yapalım istedik. Çünkü bilen insan daha az hata yapar. Bilmeyen ise bildiğini zanneder, bilmediğini bilmez ve birçok hata yapar, en tehlikelisi odur” dedi.

’’Kendimi doktora sınavında buldum”

Hem çalışmanın hem okumanın gerçekten çok zor olduğunu, derste olduğu zamanın telafisi için hafta sonları kurumun işlerini yaptığını belirten  Prof. Dr. Muharrem Çetin, yüksek lisans eğitimini zorluklarla tamamladıktan sonra doktora programına giriş sürecini anlattı. “Master bitti, dedim artık tamam. Çok zorlandım çünkü. Daktiloyla yazıyorsunuz, evde yazamıyorsunuz, aksi takdirde komşulara rahatsızlık veriyorsunuz” dedi.

Fakültede ilk kez açılan doktora programı için 20 civarında kişinin başvuruda bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Muharrem Çetin sadece 5 kişinin alınacağı program için rekabetin yüksek olduğunu belirterek “Zorlu bir sınavdı. Pek de girmek istemedim ama bir arkadaşım ‘Git, sorulara bakarsın, ne kaybedersin’ dedi. Ben de girdim” ifadelerini kullandı.

Görev yaptığı kurumda yönetim değişikliği sonrası aktif görevden alındıklarını belirten Prof. Dr. Çetin, bu süreci akademik çalışmalar için fırsata çevirdi. “Bize bir müşavir odası verdiler. Ben tezimi o zaman diliminde yazdım.” dedi. Prof. Dr. Çetin, üniversiteye dönerken idari görev almama kararıyla hareket ettiğini vurguladı. “Çünkü idari görevin ne kadar ağır ve yorucu olduğunu biliyordum. Bu kez sadece akademik alanda üretmek istiyordum” dedi.

Fakülte bünyesindeki iki bölümün akreditasyon alarak kalitelerini belgelediğini aktaran Prof. Dr. Muharrem Çetin. Özellikle Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünün uluslararası geçerlilik kazanması, fakültenin akademik ve uygulamalı eğitimde ulaştığı seviyeyi anlattı.

Prof. Dr. Çetin, göreve geldiği ilk günden itibaren uzun vadeli bir planlamayla hareket ettiklerini belirtti: “Bu işler bir anda olmuyor. Planladık, adım adım hayata geçirdik. Şimdi meyvelerini topluyoruz.” Şeklinde konuştu. Prof. Dr. Çetin, Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin de uygulama alanındaki faaliyetlerine dikkat çekti. Yayın hayatını sürdüren Gazete Kampüs’te yer alan haberler, yerel medya tarafından aktif şekilde kullanılıyor şeklinde konuştu. Prof. Dr. Çetin, öğrencilerin emeklerinin görünür olması için haberlerde isimlerinin yer almasını talep etti: “Yerel medya öğrencilerimizin haberlerinden yararlanıyor ama isimlerini eklemiyorlar. Bu emeğin karşılığı verilmeli.” diye ekledi.

Ayrıca fakültenin YouTube üzerinden yayın yapan televizyon kanalı Kampüs TV ve ödüllü Kampüs Radyo da öğrencilerin yeteneklerini sergileme imkânı sunuyor olmasına dikkat çeken Prof. Dr. Çetin Fakülte öğrencilerinin ulusal yarışmalarda da başarı gösterdiğini, Aydın Doğan Vakfı’ndan bir öğrenci ödül alırken, bir diğerinin Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden ödülle döndüğünü belirtti.

“Yedi buçuk yıl boyunca bir şeyler yapmışızdır diye bakıyorum,” diyen Prof. Dr. Çetin, fakültenin bu başarılarıyla birçok iletişim fakültesini geride bıraktığını vurguladı.

“Engeller bahane değil, azimle yol alınır”

Karamsarlığa kapılmamak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Çetin, iyi niyetle ve azimle çalışmanın sonunda karşılığının mutlaka alındığını ifade etti. Her fırsatta bu düşünceyi dile getirdiğini belirten Prof. Dr. Çetin, “Üzerimize düşeni yapalım, yeter. Sonunda emeğin karşılığı gelir” dedi.

Kendi akademik ve idari yaşamından örnekler vererek, yaşadığı zorluklara rağmen yılmadığını belirten Prof. Dr. Çetin, özellikle gençlere yönelik olarak, “Engellerin olduğunu ve engellendiğini söylemek kolay. Ama asıl olan, o engeli aşmaktır” ifadesini kullandı. Çevresel faktörleri suçlamanın yaygın olduğunu ancak çözümün bireyin kendisinde aranması gerektiğini söyledi.

“Bu millete borcum var, alacağım yok”

Prof. Dr. Muharrem Çetin, yaptığı açıklamada millete olan borcunu vurguladı. “Bu millete benim borcum var, alacağım yok,” diyen Çetin, Türkiye’nin sunduğu eğitim imkanlarının hayatındaki dönüm noktası olduğunu ifade etti. Köyde doğup büyüdüğünü belirten Prof. Dr. Çetin, “Bu milletin açtığı okullar olmasa, bugün burada olmazdım. Büyük ihtimalle köyde kalırdım. En fazla şehre gelip bir işte çalışırdım ama bugünkü noktada olmam mümkün değildi,” sözleriyle eğitimin hayatına kattığı değeri anlattı. Prof. Dr. Çetin, “Devletin ve milletin sunduğu imkanlar sayesinde okuyabildik, gelişebildik. Şimdi bu borcu ödemek için çalışıyorum” şeklinde konuştu.

Programın sonunda Prof. Dr. Muharrem Çetin’e plaketi kızı Arş. Gör. Zühal Nihan Çetin tarafından takdim edildi.

Yapılan hediye çekilişi ve fotoğraf çekimiyle program sona erdi.

Haber/ Fotoğraf: Tuğçe Karafakıoğlu

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.