Prof. Dr. Ahmet Kaçar, “Ben De Sizin Gibi Bir Öğrenciydim” Programına Konuk Oldu

Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi ile İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi’nin ortak yürüttükleri Akademik Kariyer Yolculuğumda “Ben De Sizin Gibi Bir Öğrenciydim” projesinin son oturumuna Kastamonu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Kaçar konuk oldu.

Prof. Dr. Ahmet Kaçar, “Ben De Sizin Gibi Bir Öğrenciydim” Programına Konuk Oldu
23.07.2025
660
A+
A-

Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi ile İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi’nin ortak yürüttükleri Akademik Kariyer Yolculuğumda “Ben De Sizin Gibi Bir Öğrenciydim” projesinin son oturumuna Kastamonu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Kaçar konuk oldu.

Bilgehan Bilgili Merkez Kütüphanesi Sezai Karakoç Konferans Salonu’nda düzenlenen program saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başladı. 

Programın moderatörlüğünü üstlenen Dr. Öğr. Üyesi Dilber Usul konuşmasına bu programın kendi adına son etkinlik olduğunu belirterek “Üzüleyim mi, sevineyim mi bilemedim ama gençleri böyle kalabalık görmek beni çok mutlu etti. Bu programda kıymetli hocamı ağırlamaktan büyük bir onur duydum.” ifadelerini kullandı. Program öncesinde de heyecanlı olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Usul, “Hocam heyecanımı hissetmişsinizdir. Şu anda daha da heyecanlıyım. Ayrıca değerli hocalarımızın aramızda olması bu duygumu artırdı” dedi.

Dr. Öğr. Üyesi Dilber Usul: “İlk görüştüğüm hocalardan birisiniz; bana büyük bir motivasyon verdiniz”

Dr. Öğr. Üyesi Dilber Usul, Prof. Dr. Ahmet Kaçar’a hitaben, “İlk görüştüğüm hocalardan birisiniz. Bana büyük bir motivasyon verdiniz, projenin gerçekleşmesi, uygulanması ve katılımınızla isminizin yer alması benim için çok kıymetliydi. Bu katkınız için özellikle teşekkür ediyorum.” dedi.

Programda Prof. Dr. Ahmet Kaçar’ı ağırlamaktan büyük onur duyduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Usul, “Eğer uygun görürseniz, geçmişten ziyade çocukluk yıllarınızdan itibaren, doğumunuzdan bugüne uzanan hayat hikâyenizi kendi tercih ettiğiniz akışta dinlemek isterim. Öğrencilerimize de bu şekilde aktarıp ilham vermeyi arzu ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Ahmet Kaçar: ”Bu tür sosyal sorumluluk projeleriyle gençlere ileriye dönük vizyon kazandıracak çalışmaların tasarlanması ve hayata geçirilmesinin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. ”

Prof. Dr. Ahmet Kaçar, öncelikle projeye katkı sunan akademisyenlere, öğrencilere ve katılımcılara teşekkür ederek, “Öncelikle size, hocalarıma ve hedef kitlemizden bugün burada bizimle olan öğrencilerimize teşekkür ediyorum” dedi.

Gençlere yönelik sosyal sorumluluk projelerinin önemine değinen Prof. Dr. Kaçar, “Bu tür sosyal sorumluluk projeleriyle gençlere ileriye dönük vizyon kazandıracak çalışmaların tasarlanması ve hayata geçirilmesinin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Böyle bir projeyi oluşturmanız ve bu proje içinde bana da yer vermenizden dolayı özellikle teşekkür etmek isterim.” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında kendi öğrencilik yıllarına değinen Prof. Dr. Kaçar, “Hepimiz aslında bugüne gelirken, şu an karşımızda oturan gençler gibi öğrencilik yıllarını, hayata atılmayı ve sonrasını yaşayarak; Cenab-ı Allah’ın bize verdiği ömür doğrultusunda bugünlere ulaştık. Elbette her insan, yaşadığı sürece kendi hikâyesini de oluşturmaktadır.” dedi. 

İstiklal Yolu’nun Kalbinden Gelen Bir Hikâye: Prof. Dr. Ahmet Kaçar, Köklerini Anlattı

Prof. Dr. Ahmet Kaçar, 9 Haziran’ın İnebolu’nun kahramanlık günü olduğuna dikkat çekerek, buranın aynı zamanda Türk İstiklal Savaşı’nın en önemli lojistik hattının başlangıç noktası olduğunu ifade etti. İnebolu’dan başlayarak Küre, Seydiler, Kastamonu, Çankırı ve Ankara üzerinden İzmir’e kadar uzanan İstiklal Yolu’nun tarihsel önemine vurgu yaptı.

Bu güzergâh üzerinde yer alan ikinci merkez olan Küre ilçesinden olduğunu belirten Prof. Dr. Kaçar, doğum yerinin coğrafya kitaplarında “Ecevit Geçidi” olarak bilinen Ecevit yöresinden Belören Köyü olduğunu dile getirdi. 1962 yılında bu köyde dünyaya geldiğini belirten Prof. Dr. Kaçar, köyün bugünkü ana asfalta 3 kilometre uzaklıkta yer aldığını da sözlerine ekledi. 

Prof. Dr. Ahmet Kaçar, çocukluk yıllarına dair samimi bir tablo çizdi. 1962-1968 yılları arasındaki yaşamının, doğayla iç içe, geleneksel aile yapısının hâkim olduğu bir köy ortamında geçtiğini ifade etti. O dönemde köylerde geniş aile yapısının yaygın olduğunu belirten Prof. Dr. Kaçar, bir konak misali müstakil evlerde anne, baba, dede, amca ve halalar ve kuzenlerle birlikte yaşandığını dile getirdi.

Kendi çocukluğunun, tarım ve hayvancılıkla geçinen bir köylü ailesinin parçası olarak; kediler, köpekler, kuzular, keçiler ve büyükbaş hayvanların bulunduğu bir ortamda geçtiğini aktaran Prof. Dr. Kaçar, o yıllarda kırsalda hayatın hem doğal hem de güçlü bir toplumsal dokuya sahip olduğunu vurguladı.

Prof. Dr. Kaçar, nene ve dede sevgisiyle yoğrulan çocukluk yıllarının; örf, ahlak, dini ve manevi değerlerin güçlü şekilde yaşandığı, sevgi ve saygının ön planda olduğu bir ortamda geçtiğini belirtti. 1968 yılına kadar köyde geçen bu dönemin, kişisel gelişiminde önemli bir temel oluşturduğunu da sözlerine ekledi.

Prof. Dr. Ahmet Kaçar: “Babamın işe girişi benim için bir dönüm noktasıydı”

Prof. Dr. Ahmet Kaçar, çocukluk dönemine ve eğitim hayatına dair önemli bir hatırasını paylaştı. 1960’lı yıllarda köylerde okulun henüz yaygın olmadığını belirten Prof. Dr. Kaçar, eğitimle tanışmasının babasının iş yaşamındaki bir gelişme sayesinde mümkün olduğunu dile getirdi.

Küre ilçesinin, ekonomik olarak özellikle bakır madeni ile şekillendiğini ve işçi istihdamında o dönemde de bugün de önemli bir merkez olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kaçar, babasının 1968 yılının Temmuz ayında, dönemin Etibank Küre Bakırlı Pirit İşletmesi’nde işe başlamasının hayatında bir kırılma noktası olduğunu vurguladı. Bu gelişmenin hemen ardından, Eylül 1968’de ilkokula başladığını belirten Prof. Dr. Kaçar, “Eğer babam orada işe başlamasaydı, belki de ilkokula başlayamayacaktım. Babamın işe girişi benim için bir dönüm noktasıydı” sözleriyle bu dönemin kendisi için ne kadar kritik olduğuna dikkat çekti.

Konuşmasında ailesine de değinen Prof. Dr. Kaçar, sunumda bir fotoğrafa işaret ederek, annesi Pakize Hanım’ı bu yıl Şubat ayında kaybettiğini, tüm anneleri rahmetle andığını ifade etti. Her annenin çocuklarının gelişiminde çok önemli bir rol üstlendiğini vurgulayan Prof. Dr. Kaçar, kendi annesinin de hem kendisi hem de kardeşleri üzerinde derin izler bıraktığını dile getirdi.

Prof. Dr. Ahmet Kaçar, çocukluk döneminde eğitim hayatına erken başlamasının kendisi için önemli başlangıç noktası olduğunu dile getirdi. 6 yaşına yaklaşırken ilkokula başladığını belirten Prof. Dr. Kaçar, bu olmasaydı muhtemelen İstanbul’a göç eden yöre insanları gibi yufkacı, börekçi veya pastacı olarak çalışmak zorunda kalabileceğini söyledi. Hatta kendi ifadesiyle, pastanede çırak olarak başlayıp yıllar içinde bir pastaneler zincirinin sahibi olma ihtimalinin bulunduğunu da belirtti.

Okula başladıktan yaklaşık 20 gün sonra, siyah önlüğüne kırmızı kurdele takıldığını ve bunun erken okuma başarısı nedeniyle verildiğini anlatan Prof. Dr. Kaçar, ilkokul boyunca üç farklı öğretmenden eğitim aldığını söyledi. İlk öğretmeninin Zehra Uzun olduğunu, ardından Hayrettin Şen ve son olarak 5. sınıfta Nihal Şimşek’in ders verdiğini belirtti. Başarılı bir öğrenci olarak öğretmenleriyle güzel yıllar geçirdiğini ifade etti.

Prof. Dr. Kaçar, o dönemde bilgi ve iletişim teknolojilerinin günümüzdeki gibi olmadığını, bilgisayar, internet ve televizyonun henüz yaygınlaşmadığını, radyonun ise haberleşmede sınırlı bir rol oynadığını sözlerine ekledi.

Prof. Dr. Ahmet Kaçar, ilkokul birinci sınıftan itibaren evlerinde düzenli olarak gazete bulunduğunu ve bu durumun kendisi ile ailesinin hayatında önemli bir yer tuttuğunu ifade etti. Babasının işçi olmasına rağmen her gün evlerine gazete girdiğini belirten Prof. Dr. Kaçar, bu gazetede yayımlanan Tarkan, Kara Murat gibi tefrikaları ilgiyle okuduklarını dile getirdi.

Prof. Dr. Kaçar, okul yıllarında sınıfta günlük gazete haberlerinin paylaşıldığını bu paylaşımla, gazete okuma imkânı olmayan öğrencilerinde güncel olaylardan haberdar edildiğini ve bu haber anlatımlarında aktif rol aldığını anlattı. Ayrıca, okulun yanındaki komşuları Melek Teyze’nin, oğlunun da sınıf arkadaşı olduğunu belirten Prof. Dr. Kaçar, “İlk derste kapıyı açar, dışarıya çıkan sesleri camdan dinlerdi. Memlekette neler oluyor diye bizim anlatımlarımızı dikkatle takip ederdi” sözleriyle o dönemin samimi ortamını aktardı. Rahmetli olan Melek Teyze’yi de rahmetle andığını ifade eden Prof. Dr. Kaçar, gazetenin ve bu tür paylaşım anlarının çocukluk yıllarındaki iletişimde önemli bir yer tuttuğunu vurguladı.

Prof. Dr. Ahmet Kaçar, ortaokul döneminde kendisi üzerinde derin etkiler bırakan iki öğretmenden söz etti. Sosyal bilgiler öğretmeni Dolunay Başaran’ın, öğrencilerin sorularını kendisine yönlendirmesiyle erken yaşta ilgi gördüğünü dile getirdi. Bu deneyimin üniversite tercihlerinde Tarih Bölümüne olan ilgisini etkilediğini ifade etti. Matematik öğretmeni İbrahim Bozulmaz’ın ise matematiği sevmekte ve anlamakta büyük rol oynadığını belirten Prof. Dr. Kaçar, Bozulmaz’ın otoriter ancak matematiksel düşünmeyi kavratmada başarılı bir eğitimci olduğunu vurguladı. Her iki öğretmenini de saygıyla yad ettiğini sözlerine ekledi. 

Prof. Dr. Ahmet Kaçar, ortaokulun son yılında gösterdiği başarı nedeniyle öğretmenlerinin yönlendirmesiyle devlet parasız yatılı okul sınavına girmeye karar verdiğini ifade etti. Orta üçüncü sınıfı Küre Ortaokulu’nda okurken, Ekim ayı başlarında Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi’ni yatılı olarak kazandığını öğrendiğini dile getirdi. Prof. Dr. Kaçar, Kastamonu’ya gidip gerekli sağlık kontrolü ve resmi işlemleri tamamladıktan sonra Abdurrahmanpaşa Lisesi pansiyonuna yerleştiğini söyledi.

Prof. Dr. Ahmet Kaçar, 23 Ağustos Ortaokulu’ndan mezun olduğunu ve okulun iftihar listesine adını yazdırdığını belirtti. Üniversitenin futbol sahasının kapısında adı bulunan ve Sosyal Bilgiler Öğretmeni olan Emin Baydil’den söz eden Prof. Dr. Kaçar, Baydil’in Eğitim Fakültesi’nde de öğretim üyeliği yaptığını, kendisi için kıymetli ve saygı duyulan bir hoca olduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Kaçar, ortaokul yıllarından bir anekdot da paylaşarak ilçeden merkeze gelip farklı bir okulda okuyan Anadolu insanının sosyal çevre değişiminde ölçülü davranmasına rağmen öğrencilik performansından ödün vermediğini dile getirdi.

Prof. Dr. Ahmet Kaçar, ortaokul yıllarında matematik öğretmeni Hasan Sayan’dan ve yaşadığı unutulmaz bir anıdan bahsetti. Öğrenciler arasında “Sıfır Hasan” lakabıyla tanınan öğretmenin, sıkı disiplininin yanı sıra öğrencilere karşı adil ve merhametli yaklaşımıyla hafızasında yer ettiğini ifade etti.

Prof. Dr. Kaçar, bir matematik yazılısında A ve B grupları olarak yan yana oturdukları bir sınavda, kendisi ile yine Küreden birlikte yatılıyı kazandığı arkadaşının bir sorunun çözümünde çözümle ilgili konuştuklarını fark eden öğretmenin kağıtlarına birer çarpı koyduğunu anlattı. Ancak Prof. Dr. Kaçar, sınav sonuçlarının açıklanmasının ardından öğretmenin notlarını 8 ve 7 olarak düzelttiğini, ikişer puanınızı kırdım dediğini ve böylece öğrencilere sıfır verme konusunda zorlandığını dile getirdi. Prof. Dr. Kaçar, matematiğe olan ilgisinin ve ileride matematik alanını seçmesinin başlangıcı olduğunu belirtti. 

Prof. Dr. Ahmet Kaçar, konuşmasında Kastamonu’daki köklü eğitim kurumlarından biri olan Abdurrahmanpaşa Lisesi’nin tarihine dikkat çekti. Anadolu’da açılan ilk devlet lisesi olma unvanına sahip okulun, 1885 yılında kurulduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kaçar, bu yıl lisenin 140. kuruluş yıl dönümünün kutlandığını ifade etti.

Lisenin geçmişinde yalnızca nitelikli öğrenciler değil, aynı zamanda akademik kariyere sahip güçlü öğretim kadrolarının da yer aldığını belirten Prof. Dr. Kaçar, zamanında doçent düzeyinde akademisyenlerin ders verdiği bu okulda Arif Nihat Asya gibi önemli edebiyatçılar ile Rıfat Ilgaz gibi yazarların da eğitim aldığını dile getirdi. Rıfat Ilgaz’ın, yatılı okul anılarını temel alarak kaleme aldığı ve sonradan filme uyarlanan Hababam Sınıfı eserinin de bu okuldan esinlenerek yazıldığını söyledi.

Prof. Dr. Kaçar, lisenin sadece edebiyat dünyasına değil, bilim dünyasına da katkılar sunduğunu belirtti. Kastamonu Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi ve Bilim Tarihi üzerine çalışan Dr. Öğr. Üyesi Müjdat Takıcak ve eşi aynı bölümün hocası Dr. Öğr. Üyesi Betül Takıcak’ın yaptıkları araştırmalar sayesinde Abdurrahmanpaşa Lisesi mezunlarından Süleyman Sencer’in hikâyesinin gün yüzüne çıktığını anlattı. Çankırı-Kurşunlu’dan gelen Sencer’in, devlet bursuyla yurt dışında matematik alanında doktora yaptığını, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde doçent olarak görev aldığını ve fizik profesörü Erdal İnönü’nün öğrencilik yıllarında dersine giren bir akademisyen olduğunu aktardı.

Süleyman Sencer’in akademik kariyerine rağmen erken yaşta hayatını kaybettiğini belirten Prof. Dr. Kaçar, bu gibi örneklerin lisenin bilimsel ve entelektüel mirasına katkı sunduğunu vurguladı.

Prof. Dr. Ahmet Kaçar, lise döneminde tanıştığı değerli matematik öğretmenlerini saygı ve rahmetle andı. Lise 1, 2 ve 3. sınıfları bu okulda okuduğunu ifade eden Prof. Dr. Kaçar, özellikle matematikle olan bağının bu yıllarda güçlendiğini vurguladı.

O dönemde lise eğitiminin 3 yıl sürdüğünü ve son iki yılın alanlara göre ayrıldığını belirten Prof. Dr. Kaçar, 5. sınıfta fen, 6. sınıfta ise matematik sınıflarında eğitim gördüğünü dile getirdi. 4. sınıfta Muzaffer Çotuk, 5. sınıfta Osman Uludağ, 6. sınıfta ise Fehime Altay’ın derslerine girdiğini söyleyen Prof. Dr. Kaçar, bu üç öğretmenin de kendisi üzerinde büyük emeği olduğunu belirterek hepsini rahmetle andı.

Muzaffer Çotuk’un, öğrencilerine güven aşılayan ve sorumluluk veren yaklaşımını unutmadığını ifade eden Prof. Dr. Kaçar, öğretmeninin bazen ders anlatımının ardından tahtaya problemi yazarak, “sen gel ve çöz,” diyerek öğrenci aktifliğine imkan verdiğini, bu yöntemin kendi matematikle olan ilişkisini derinleştirdiğini ve onu sorumluluk almaya teşvik ettiğini belirtti.

Prof. Dr. Kaçar, bugün kendi öğrencilerine de benzer şekilde uygulamalı derslerde sorumluluk vererek aynı anlayışı sürdürmeye çalıştığını ifade etti. Matematikle kurduğu bu güçlü bağın, lise yıllarından itibaren gelişerek bugünkü akademik yolculuğuna zemin hazırladığını sözlerine ekledi. 90’lı yıllara kadar Kastamonu’daki meslek liseleri dışında tek akademik lise olma özelliğini taşıyan Abdurrahman Paşa Lisesi’nin, dönemin eğitim vizyonunda ayrı bir yer tuttuğunu belirten Prof. Dr. Kaçar, okulun müdürü İsmail Dönmez’in bu başarıda büyük payı olduğunu vurguladı.

İsmail Dönmez’in yalnızca bir yönetici değil, aynı zamanda öğrenciler için adeta bir veli gibi hareket ettiğini dile getiren Prof. Dr. Kaçar, Türkiye’nin sosyal ve politik açıdan çalkantılı dönemlerinde bile tüm öğrencileri gözeten, koruyan ve destekleyen bir duruş sergilediğini ifade etti. Prof. Dr. Kaçar, “Bugün mezunlarının kurduğu ailelerde, edindikleri mesleklerde onun emeği büyüktür. Benim de çok hürmet ettiğim, onun da beni çok sevdiğini bildiğim kıymetli bir hocamızdı.” dedi.

Devlet parasız yatılı olarak liseye başladığını hatırlatan Prof. Dr. Kaçar, Dönmez’in aynı zamanda tüm yatılı öğrencilerin velisi gibi hareket ettiğini belirtti. Karnelere onun imza attığını, öğrencilerin akademik ve sosyal gelişimini yakından takip ettiğini dile getiren Prof. Dr. Kaçar, zor ekonomik koşullara rağmen okul mutfağında beslenmenin kalori ve çeşitlilik açısından hiçbir zaman aksatılmadığını söyledi. İsmail Dönmez Hocamı rahmet ve minnetle yad ediyorum.

Dr. Öğr. Üyesi Dilber Usul’un “İlkokulu üç farklı öğretmenle okudunuz. Bu durum sizi nasıl etkiledi? Ailede eğitiminize yön veren biri var mıydı?” sorusunu yöneltti.

İlkokul sürecinde üç farklı öğretmenle eğitim gören Prof. Dr. Kaçar, bu değişimin bireysel nedenlerden değil, öğretmenlerin tayinleri gibi zorunlu durumlardan kaynaklandığını belirtti.

“Birinci sınıfı Zehra öğretmenimle okudum. Ancak evlenip tayini çıkınca görevinden ayrıldı. Ardından gelen öğretmenimizle ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıfları okuduk, onun da tayini çıktı. Beşinci sınıfta ise Nihal öğretmenimizle devam ettik.” diyen Prof. Dr. Kaçar, bu sürecin öğrencilik deneyimlerine olumsuz bir etkisi olmadığını ifade etti.

Dönemin sosyal ve kültürel yapısına da değinen Prof. Dr. Kaçar, “O zamanlar Küre, kozmopolit bir yapıya sahipti. Etibakır’ın maden işletmesi nedeniyle lojmanlar vardı, sinema salonunda her akşam düzenli olarak Türk filmleri gösterilirdi. Yılda beş-altı konser olurdu. Sınıfımızdaki 25 öğrencinin tamamı Küreli değildi. Farklı illerden gelen insanların da çalıştığı bir ilçe idi Küre. Bu da ilçeye dinamik bir yapı kazandırıyordu.” dedi.

Prof. Dr. Kaçar, ailesinin özellikle de babasının, eğitimine verdiği değeri unutmadığını belirtti.

Kastamonu’ya yatılı okul için geldiği 1974 yılında Kıbrıs Savaşı’nın yeni başladığını ifade etti. Aynı yıl içinde ilk kez İstanbul’a gittiğini söyleyen Prof. Dr. Kaçar, ailesini tanıyan bir esnafın, “Oğlunu gönder, dükkanda çalışsın.” teklifinde bulunduğunu aktardı.

Babasıyla aralarında geçen o anlamlı konuşmayı ise şu sözlerle anlattı:

“Babam bana dedi ki: ‘Seni İstanbul’a istiyorlar, göndereceğim. Ama oradan alacağın üç-beş kuruş paraya olan ihtiyaca göre seni göndermeyeceğim. Benim ailemde benden önce okumuş, diplomalı kimse yok. Sadece okumanın kıymetini bilen insanlar var. Seni göndermemin sebebi, okuyarak bizim sosyolojik grubumuzun çıkabileceği yolu genişletmen. Yoksa gidersin, uzun yıllar işçilik yaparsın, belki ileride bir dükkan sahibi olursun. Ama biz senden daha fazlasını bekliyoruz.” sözlerini anlattı.

Eğitim hayatına yön veren en önemli etkenlerden birinin babasının sözlü nasihatleri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kaçar, aile içinde reel hayatla eğitim arasında hep bir denge aradığını ifade etti.

“Reel hayatın içine girme ile tahsil hayatını sürdürme arasında bir kıyas yapmam önerilmişti. O yaşta bunu nasıl yaptım bilmiyorum ama gözlemler yapmaya çalıştım.” diyen Prof. Dr. Kaçar, özellikle babasının eğitim yolculuğunda kendisine yön gösterici olduğunu belirtti.

Annesinin de eğitime dair büyük çabaları olduğunu aktaran Prof. Dr. Kaçar, “Annem, okumamız ve topluma daha iyi şartlarla katılmamız için büyük emek verdi. Babam ise bunu her zaman sözlü olarak da destekledi; bazen bir nasihatle, bazen küçük bir hatırlatmayla hep yanımızdaydı.” dedi.

Aile yapısına da değinen Prof. Dr. Kaçar, üç kardeş olduklarını belirterek şunları söyledi:

“Benden iki yaş büyük bir ablam ve beş yaş küçük bir erkek kardeşim var. Ablam hiç okuyamadı. Şimdi İstanbul’da yaşıyor, çocuklarından öğrendiğiyle okuyor ama yazı yazmaz. Küçük kardeşim ise liseyi bitirdikten sonra Küre’deki Etibakır maden işletmesinde çalışmaya başladı ve oradan emekli oldu. Şimdi Kastamonu’da yaşıyor.” ifadelerini kullandı.

Dr. Öğr. Üyesi Usul, Prof. Dr. Kaçar’a, “Nerede okudunuz? Hangi üniversite mezunusunuz? Yüksek lisans ve doktora eğitim süreciniz nasıl ilerledi?” sorularını yöneltti.

1979 yılında liseden mezun olduğunu belirten Prof. Dr. Kaçar, o dönemdeki sınav sisteminin bugünkünden farklı olduğunu ifade etti.

“1979-80’lerde üniversiteye giriş merkezi sistemle yapılıyordu ancak yapısı bugünkü gibi değildi. Sınava başvururken, okumak istediğiniz okulların tercihini de önceden bildiriyordunuz. Yani sınava girip puanı aldıktan sonra tercih yapma imkânı yoktu.” diyen Prof. Dr. Kaçar, bu durumun öğrenciler üzerinde ciddi bir etkisi olduğunu söyledi.

Sınavdan hatırı sayılır bir puan aldığını dile getiren Prof. Dr. Kaçar, yine de üniversiteye yerleşemediğini şu sözlerle anlattı:

“İçimdeki idealizmle, yüksek hedeflerle bazı bölümleri tercih ettim. Ancak puanım o tercihlere yetmediği için ilk yıl üniversiteye yerleşemedim. Ama bugün dönüp baktığımda, o ideallerden taviz vermediğim için pişmanlık duymuyorum.” dedi.

Üniversite öncesinde İstanbul’a kendi isteğiyle gittiğini ifade eden Prof. Dr. Kaçar, “Bu kez kendim gönüllü olarak bindim otobüse ve İstanbul’a gittim.” dedi.

İstanbul’da önce bir pastanede iş bulduğunu belirten Prof. Dr. Kaçar, sabah erken saatlerden akşamın ilerleyen saatlerine kadar çalıştığını anlattı: “Sabah saat beşte kalkıp, saat yediye kadar pastanede çalıştım. Sekizde trene binip Kadıköy’deki Arı Dershanesi’ne gittim.” ifadelerini kullandı.

12 Eylül askeri darbesinin hemen öncesine denk gelen bu süreçte yaşadıklarını paylaşan Prof. Dr. Kaçar, tercihlerini yaparken yalnızca başarı kriterlerini değil, aynı zamanda güvenli bir eğitim ortamını da gözettiğini ifade etti.

“1980, 12 Eylül’ün ihtilal yılıydı. Öncesi ise Türkiye’nin ciddi politik karmaşa dönemiydi,” diyen Prof. Dr. Kaçar, o dönemde üniversite tercihlerinde yalnızca bölüm değil, şehir seçiminin de hayati önem taşıdığını vurguladı. “Dedik ki; hem kazanabileceğimiz bir yer bulalım hem de anarşinin içinde kaybolmayacağımız bir yer olsun.” ifadelerini kullandı.

20 tercih hakkı bulunan sistemde 14. sıradaki Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü’ne yerleştiğini belirten Prof. Dr. Kaçar, kayıt belgesini aldıktan yalnızca bir hafta sonra 12 Eylül askeri müdahalesinin gerçekleştiğini söyledi. Ülkede sıkıyönetim ilan edilmesiyle birlikte eğitim sürecinin de bir süre sekteye uğradığını ifade etti.

Ortamın sakinleşmeye başlamasıyla birlikte Eylül ayı sonunda Erzurum’a giderek üniversiteye kaydını yaptırdıklarını belirten Prof. Dr. Kaçar, “Öğrenci için ilk mesele barınmadır. Sabah aydınlık olsa da akşam karanlık. Önce başınızı sokacak bir yer bulmalısınız. Sonra o yerin konforuna bakarsınız.” ifadelerini kullandı.

1980 yılında başladığı Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü’nden 1984 yılında dereceyle mezun olduğunu belirten Prof. Dr. Kaçar, dönemin eğitim sistemi hakkında da bilgi verdi.

O dönemde uygulanan geçiş kurallarına değinen Prof. Dr. Kaçar, “Birinci sınıfı tamamen geçemeyen öğrenci üçüncü sınıftan ders alamazdı, buna ‘1-3 barajı’ denirdi. Aynı şekilde ikinci sınıfı geçemeyen öğrenci dördüncü sınıftan ders alamazdı, buna da ‘2-4 barajı’ adı verilirdi.” ifadelerini kullandı.

Bazı derslerin zorluğuyla öğrenci hayatında özel anlamlar kazandığını belirten Prof. Dr. Kaçar, “Birinci sınıftaki fizik dersi zordu, geçene ‘nişanlanabilirsin’ denirdi. Üçüncü sınıftaki fonksiyonlar teorisi dersini geçene ise ‘evlenmeyi hak ettin’ gözüyle bakılırdı.” şeklinde konuştu.

1984 yılında mezun olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kaçar, o dönemki mezuniyet şartlarının bugünkü olanaklardan oldukça farklı olduğuna dikkat çekerek, “Biz mezun olurken bugünkü gibi kep giyme, kürsüye çıkma, ödül alma gibi imkanlarımız yoktu. Şimdi öğrencilerimizin bu imkanlara sahip olduğunu görmek beni çok mutlu ediyor.” dedi.

Prof. Dr. Kaçar ayrıca, mezuniyet dönemine dair bir anısını da paylaştı. “ Prof. Dr. İhsan Dağ hocamız rahmetli oldu. Kendisi o dönemde dekan yardımcısıydı. Bizim sınıftan dört arkadaş, Erzurum’dan ayrılmadan önce araştırma görevlisi olarak üniversitede göreve başladı. Bu bizim için büyük bir gururdu.” ifadelerini kullandı.

1984 yılının Temmuz ayında, lisans eğitimini tamamlamasının hemen ardından araştırma görevliliği sınavına girdiğini ve başarılı olduğunu ifade etti. Araştırma görevlisi alımlarında ciddi bir sınav sürecinden geçtiklerini ve bunun ardından 12 Eylül askeri müdahalesinin ardından devam eden olağanüstü hal şartları nedeniyle uzun süren güvenlik soruşturmalarına tabi tutulduklarını ifade etti.

Sınavı kazandıktan sonra belgelerini teslim ettiğini ve yaklaşık üç ay süren incelemelerin ardından, 30 Ekim 1984 tarihinde resmi olarak görevine başladığını belirterek lisans eğitimini aldığı sınıf hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Kaçar, 40 kişiyle başladıkları fakülte eğitim hayatını son sınıfta 23-24 kişiyle sürdürdüklerini söyledi. Bazı öğrencilerin yatay geçişle başka üniversitelere gittiğini, bazılarının ise yeniden sınava girerek tıp veya mühendislik fakültelerine geçtiğini ifade etti. O dönem Türkiye’de üniversite sayısının az olduğunu, bu nedenle Matematik Bölümü öğrencilerinin puanlarının oldukça yüksek olduğunu da ekledi.

Mezun oldukları yıl, sınıflarından 4 kişinin hemen, 3 kişinin ise daha sonra araştırma görevlisi olarak akademiye katıldığını belirten Prof. Dr. Kaçar, bugün bu yedi kişiden çoğunun profesör unvanına ulaştığını ve büyük bölümünün akademik yaşamlarını halen sürdürdüğünü söyledi. Prof. Dr. Kaçar, yüksek lisans tez danışmanlığını ise o dönemde dekan yardımcılığı görevini yürüten merhum Prof. Dr. İhsan Dağ’ın üstlendiğini ifade etti.

Doktora eğitimine Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü’nde başladığını belirten Prof. Dr. Kaçar, bu süreçte kendisine rehberlik eden ismin, bugün Bursa Uludağ Üniversitesi’nden emekli olan Prof. Dr. Mehmet Çağlıyan olduğunu ifade etti.

İki yıl süren doktora derslerinin ardından tez çalışmalarına başladığını aktaran Prof. Dr. Kaçar, 1990 yılında “Bir Eliptik Denklem Sınıfı için İntegral Operatörler ve Bir Yansıma Prensibi” başlıklı tezini tamamlayarak doktor unvanını aldığını dile getirdi.

Ancak bu süreçte danışman hocası Mehmet Çağlıyan’ın akademik görevine Bursa Uludağ Üniversitesi’nde devam etmeye başladığını belirten Prof. Dr. Kaçar, tezinin son düzenlemeleri ve kontrolleri için sık sık Bursa’ya gittiğini söyledi. Yolculukların zorluğuna rağmen, doğru rehberin peşinden gitmenin önemine dikkat çekti.

“Hocanızın sizin yanınızda olması ya da sizin hocanızın yanında olmanız gerçekten kıymetli. Ama bir kere ayrılıp uzaklaştınız mı, işte o kıymet daha da belirginleşiyor.” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Kaçar, o dönemde Erzurum-Bursa yolculuğunun neredeyse 20 saat sürdüğünü belirtti. Tüm zorluklara rağmen bu yolculukları göze aldıklarını söyleyerek, “Çünkü ışık oradaydı, bilgi oradaydı, önümüzü açacak rehber oradaydı.” şeklinde konuştu.

Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü’nde başladığı akademik yolculuğunun, zamanla Fen-Edebiyat Fakültesi’ne dönüşen yapıda sürdüğünü belirten Prof. Dr. Kaçar, 1990 yılında doktora eğitimini tamamladıktan hemen sonra Yardımcı Doçent unvanını aldığını aktardı.

O dönemde bugünkü “Doktor Öğretim Üyesi” unvanının, “Yardımcı Doçent” olarak anıldığını hatırlatan Prof. Dr. Kaçar, bu unvanı ilk aldığında yaşadığı aile içi anısını da paylaştı. Rahmetli annesinin kendisine, “Oğlum şimdi ne oldun?” diye sorduğunu, “Yardımcı doçent oldum.” yanıtını verdiğinde ise, “Yarım doçent mi oldun? Ne zaman tam doçent olacaksın?” şeklinde karşılık verdiğini aktaran Prof. Dr. Kaçar, annesinin esprili yorumunun aslında unvanların mantığını çok iyi yansıttığını ifade etti.

1990-1995 yılları arasında Erzurum’da yardımcı doçent olarak görev yapan Prof. Dr. Kaçar, bu dönemde yüksek lisans ve doktora yapan öğrencilere de danışmanlık yaptığını belirtti. Akademik gelişimin rehberlik sorumluluğunu da beraberinde getirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Kaçar, kendisinin de o yıllarda danışman olarak birçok öğrencinin bilimsel kariyerine eşlik ettiğini söyledi. 1999 yılında Doçent unvanını aldığını ve bu başarının kendisi için manevi bir anlam taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Kaçar, “Annemin hayır duasıyla nasip oldu.” diyerek sözlerini tamamladı.

Prof. Dr. Ahmet Kaçar, akademik kariyerinde önemli bir dönüm noktasının 1995 yılında yaşandığını ifade etti. O dönemde henüz 13 aylık olan oğlunun ve ailevi sorumlulukların etkisiyle yeni bir karar alma sürecine girdiklerini anlatan Prof. Dr. Kaçar, Kastamonu’da üniversiteleşme sürecinin başladığını ve Eğitim Fakültesi bünyesinde yapılanmanın sürdüğünü belirtti.

Yeni kurulan fakültelerde görev alma fikrinin zamanla şekillendiğini dile getiren Prof. Dr. Kaçar, “Gitsek mi kalsak mı derken bir sabah eşyalarımızı yükledik ve 5 Ekim 1995 tarihinde Kastamonu’ya geldik.” ifadeleriyle karar sürecini anlattı. Kastamonudaki akademik görevine Kastamonu şehir merkezindeki fakülte binasında başladığını aktaran Prof. Dr. Kaçar, bu süreci “yeni bir başlangıç” olarak tanımladı.

Akademik kariyerinin yanında özel hayatına dair samimi paylaşımlarda bulunan Prof. Dr. Ahmet Kaçar, 1985 yılında evlendiğini ve bu evlilikten iki çocuğunun dünyaya geldiğini ifade etti. 1988 yılında doğan kızı Işıl’ın bilgisayar mühendisliği eğitimi alarak Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nden mezun olduğunu belirten Prof. Dr. Kaçar, kızının evlendikten sonra eşiyle birlikte 2019 yılından bu yana Hollanda’da yaşadığını söyledi. Avrupa ülkelerinin nitelikli iş gücünü çektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Kaçar, torunu Yekta’nın da Hollanda’da büyüdüğünü dile getirdi.

Kastamonu’ya yerleştikleri dönemde henüz 13 aylık olan oğlu Berkay’ın ise burada büyüyüp eğitim aldığını belirten Prof. Dr. Kaçar, Berkay’ın Yıldız Teknik Üniversitesi Harita Mühendisliği bölümünü tamamladığını ve bugün kendi şirketini kurarak harita mühendisliği ve inşaat alanlarında faaliyet gösterdiğini aktardı.

1962 doğumlu olan Prof. Dr. Kaçar, askerlik görevini ise 1993 yılında Erzurum’da görev yaparken yerine getirdiğini belirtti. Kişisel eğitim süreçlerinden dolayı askerliğe 30 yaşın üzerinde gittiğini söyleyen Prof. Dr. Kaçar, o dönemde de bedelli askerlik imkânının bulunduğunu, eğitimini ise Burdur Topçu Er Eğitim Tugayı’nda tamamlayarak aynı yılın Aralık ayında görevine döndüğünü ekledi. 

1980’li yıllarda hız kazanan şehirleşme sürecine dikkat çeken Kaçar, 1985 yılında evlendiğinde toplumda çekirdek aile modeline yönelişin belirginleştiğini söyledi.

Kendisine yöneltilen bir soruyu değerlendirirken konuşan Prof. Dr. Kaçar, “Benim sevgili eşim Serpil Hanım’la evliliğimle, çocuklarımla birlikte oluşturduğum ailem çok kıymetli. Ancak ben hâlâ aile kavramını, anne ve babamın da içinde yer aldığı o geniş yapı içerisinde telakki edenlerdenim.” dedi.

Eşiyle tanışma ve meslek hayatlarından da söz eden Prof. Dr. Kaçar, “Eşim lise mezunuydu. Evlenmeden önce nüfus müdürlüğünde çalışıyordu. Evlenince tayinini Erzurum’a aldırdık. Daha sonra üniversiteye geçerek personel daire başkanlığında görev yaptı. Eşim şimdi emekli.” ifadelerini kullandı.

1986 yılında yüksek lisans tezini hazırladığı dönemdeki teknolojik zorluklara da değinen Prof. Dr. Kaçar, “O yıllarda bugünkü gibi bilgisayarlar yoktu. Facit denilen çevirmeli makineler vardı. IBM’in elektronik daktilolarını kullanıyorduk. Alfa, beta gibi sembolleri yazabilmek için Türkçe karakterleri çıkarıp yerine başka karakter setlerini takmak gerekiyordu.” şeklinde konuştu.

Özellikle eşi Serpil Hanım’ın desteğini vurgulayan Prof. Dr. Kaçar, hayatın ancak paylaşarak ve dayanışmayla yürütülebileceğini söyledi. Prof. Dr. Kaçar, yüksek lisans tezi sürecinde yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “Fakültede bir elektronik daktilo vardı. Biz eşimle akşamları oturup müsveddelerimden tezi daktiloda yazdık. O süreçte bana büyük destek verdi. Doktorada da aynı şekilde tezimin daktilosuna yardımcı oldu.” ifadelerini kullandı.

Doktorayı tamamladıklarında Erzurum’da arkadaşlarının ve hocalarının tebriklerini aldığını belirten Prof. Dr. Kaçar, dönemin Fen Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Çakır’ın sözlerini şu şekilde aktardı: “Hocamız bana dedi ki: ‘Seni kutluyorum ama bütün başarıyı kendine mal etme. Bu başarıda eşinin de hakkı, emeği var. Akademisyenlik zor bir meslek. Akşamları çalışmak, yabancı dil sınavlarını geçmek, çocukların eğitimiyle ilgilenmek, ev işlerini paylaşmak gerekiyor. Pazara, markete gitmek, file taşımak gibi işleri hep hanıma bırakmak kolaydır ama bu da bir yüktür. Tüm bunları göz önüne alarak başarıyı birlikte paylaşmak gerekir. Eşini de ayrıca tebrik ediyorum.’” sözlerini aktardığını söyledi.

Prof. Dr. Kaçar, bu sözlerin kendisinde derin bir iz bıraktığını belirterek, “Eşime karşı hep bu müteşekkirliğimi korudum. Çünkü hayat birlikte yürütülen uzun bir yolculuktur. Anne babalarımızda da, hocalarımızda da bu dayanışmayı gördük. Bazen parkta çocuğunuzla zaman geçireceğinize, çalışmanız gerekir. İşte bu fedakârlık da ortak bir emeğin parçasıdır.” dedi. Ünlü matematikçi Prof. Dr. Cahit Arf’ın sözlerine atıfta bulunan Prof. Dr. Kaçar, özellikle akademik alanda başarının temelinde sürekli ve disiplinli çalışmanın yattığını dile getirdi. Prof. Dr. Kaçar, Cahit Arf’ın 10 liranın arka yüzünde yer alan imzasından söz ederek, Arf’ın “Matematikte zekâdan çok çalışmak önemlidir” sözünü hatırlattı. Prof. Dr. Kaçar, Arf’ın bu ifadesiyle, matematikçilerin zeki oldukları gerçeğini inkâr etmediğini, ancak asıl fark yaratan unsurun sürekli emek ve çaba olduğuna işaret ettiğini söyledi.

Prof. Dr. Kaçar, akademisyen ya da öğretmen olmak isteyen kişilerin elbette belirli bir zeka düzeyine sahip olmaları gerektiğini, ancak asıl belirleyici unsurun uzun soluklu bir çaba olduğunu vurguladı. Akademik yaşamı, bir maraton koşusuna benzeterek, başarıya ulaşmak için sabırlı ve istikrarlı bir çalışmanın şart olduğunu ifade etti.

Programın moderatörlüğünü yürüten Dr. Öğr. Üyesi Dilber Uslu, Prof. Dr. Kaçar’a geçmişe dönüp baktığında bir eş, bir baba ve bir erkek olarak herhangi bir “keşke”si olup olmadığını sordu. “Çocuklarınızın ilk diş çıkarışını göremedim gibi burukluklarınız var mı?” şeklindeki sorusunu yöneltti. Prof. Dr. Ahmet Kaçar, “Aslında yok” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Kaçar, 2006 yılının, kızının üniversiteye yerleştiği dönem olduğunu belirterek, o yıllarda Türkiye’de sınav sisteminde yaşanan değişikliklerin kızının tercihlerini etkilediğini ifade etti. Kızının sağlık alanında, özellikle diş hekimliği okumak istediğini ve metropollerde üniversiteye gitme arzusu taşıdığını söyleyen Prof. Dr. Kaçar, o süreçte kendisinin de kızının yeteneklerini göz önüne alarak Eskişehir’deki Bilgisayar Mühendisliği bölümünü önerdiğini ve bu bölümün kazanıldığını aktardı.

Ancak Erzurum’daki bir üniversite seçeneğini gündeme getirdiğinde kızının, “Siz orada olsaydınız, olurdu. Ama şimdi olmaz” diyerek duygusal bir gerekçeyle bu seçeneği reddettiğini belirten Prof. Dr. Kaçar, o an “Acaba Erzurumdan ayrılıp Kastamonuya gelerek onun için yanlış bir şey mi yaptım?” sorusunu kendisine yönelttiğini dile getirdi. Kızının bu düşünceye karşılık olarak “Sadece benim için mi? Kendin için de hatalı değil miydin?” dediğini ifade eden Prof. Dr. Kaçar, bu sözlerin kendisinde iz bıraktığını söyledi.

Prof. Dr. Kaçar, bu durumun kendi hayatında bir “keşke” olmadığını ama kızının dikkat çekici bir tespiti olduğunu belirterek, “Hayatı hepimiz daha iyi bir yolculuk olarak yaşamak isteriz. Bazen ertelenenler olur, bazen gerçekleşemeyenler. Ama bunlara fazla takılmamak gerekir” ifadelerini kullandı.

Dr. Öğr. Üyesi Dilber Uslu, Prof. Dr. Ahmet Kaçar’a Kastamonu’daki akademik yaşamına dair sorular yöneltti. Prof. Dr. Kaçar’a, “Çok teşekkür ederiz hocam, özelinizi paylaştığınız için. Artık Kastamonu’dasınız. Buradaki çalışma hayatınız ve akademik çalışmalarınızla ilgili olarak, ben sizin bazı ilklerinizi duyduğumu biliyorum. Bu ilkleri bizlerle de paylaşırsanız çok memnun olurum.” şeklinde bir soru yöneltildi.

1995 yılının Ekim ayında Kastamonu Eğitim Fakültesi’nde göreve başladığını belirten Prof. Dr. Kaçar, fakültenin 1956’dan bu yana öğretmen yetiştirdiğini, 1992’de fakülte statüsü kazandığını ve o tarihten itibaren yeni bölümlerin açıldığını ifade etti.

Sosyal Bilgiler Öğretmenliği ve Türkçe Öğretmenliği gibi bölümlerin o dönem kadroya bağlı olarak açıldığını belirten Prof. Dr. Kaçar, kendisinin matematik alanında göreve başladığını söyledi. Fakültede görev yaptığı dönemde Güler Tuluk, Hüseyin Torun, İsmail Eski ve Gülten Torun gibi değerli matematik hocalarıyla tanıştığını ifade eden Kaçar, Hüseyin Torun ve İsmail Eski’nin emekli olduklarını ve emeklilik hayatlarını sağlıklı bir şekilde Kastamonu’da sürdürdüklerini sözlerine ekledi. Güler Tuluk Hocamız Profesör, Gülten Torun Hocamızda Dr. Öğr. Üyesi olarak görevlerine devam etmekteler.

Prof. Dr. Kaçar, Kastamonu’ya geldiğinde Sınıf Öğretmenliği Programında yer alan bilgisayar programlama dersine katkı sunduğunu da anlattı. Derse girerek algoritmalar ve programlama konularını aktardığını belirten Prof. Dr. Kaçar, bir gün dersten çıktıktan sonra sınıfa tekrar döndüğünde tahtada kendisini etkileyen bir yazıyla karşılaştığını ifade etti.

Tahtanın silinen bölümünde “Hoca, bunlar boş şeyler. Geç bunları” yazısını gördüğünü aktaran Prof. Dr. Kaçar, o an yaşadığı ikilemi şöyle dile getirdi: “Ya sınıfa dönüp tartışma başlatacaktım ya da o yazıyı görmezden gelip yoluma devam edecektim. Ben yazıyı geçtim ama dersime de devam ettim.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Kaçar, bu olayın kendisi için anlamlı bir dönüm noktası olduğunu belirterek, eğitimin sabır, kararlılık ve inançla sürdürüleceğini vurguladı.

Prof. Dr. Kaçar, Kastamonu’ya gelişinde etkili olan ismin dönemin Eğitim Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Soylu olduğunu belirtti. Fizik profesörü olan Soylu’nun 2025 yılı başlarında hayatını kaybettiğini ifade eden Prof. Dr. Kaçar, “Kendisini rahmetle anıyorum. Çalıştığımız, siz öğrencilerimizin okuduğu fakültenin temelinde onun çok büyük emeği vardı. Tüm hocalarımızın ve benim üzerimde de etkisi büyüktü.” dedi.

O dönemde Kastamonu’ya uyum sağlamakta zorlandığını ve bu durumu dönemin dekanı Prof. Dr. Refik Turan ile paylaştığını belirten Prof. Dr. Kaçar, sayısal bir program açılması önerisini dile getirdiğini aktardı. Fakültede fizik, kimya, matematik ve biyoloji alanlarında öğretim üyelerinin bulunduğunu hatırlatarak, Türkiye’de yeni yeni açılmaya başlanan fen bilgisi öğretmenliği programına dikkat çekti.

Prof. Dr. Kaçar, Kastamonu Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Öğretmenliği Programının Türkiye’de bu alanda açılan beşinci bölüm olduğunu belirterek, “Dekanımız Refik Turan Bey ile gerekçeleri hazırladık, fakülte kurul kararlarını aldık ve bağlı olduğumuz Gazi Üniversitesi’ne sunduk. İlk başvuruda öneri kabul edilmedi. O sırada kendi içimde, ‘Keşke kabul edilseydi d fakülteden ayrılma kararımı netleştirseydim’ diye düşünmüştüm. Ancak Refik Hocam bir süre sonra tekrar kurul gündemine taşıyacağını söyledi. Sonraki başvuruda öneri kabul edildi ve fen bilgisi öğretmenliği programı resmen açıldı.” dedi. Böylece bende Kastamonu Eğitim Fakültesinde kalıcı oldum.

Açılan bu programa ilk yerleşen öğrencilerin çok yüksek puanlarla geldiğini, bazılarının ODTÜ düzeyinde üniversitelere girebilecek nitelikte olduklarını belirten Prof. Dr. Kaçar, “Gerçekten çok kaliteli bir öğrenci grubuyla başladık.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Kaçar, 1997 yılında Dünya Bankası’nın desteklediği Milli Eğitimi Geliştirme Projesi kapsamında Kastamonu Eğitim Fakültesi’nin bir başka ilke daha ev sahipliği yaptığını belirterek, “Bugün öğrencilerin okumakta olduğu İlköğretim Matematik Öğretmenliği Bölümü de bu proje kapsamında açıldı.” sözleriyle konuşmasını sürdürdü.

Kastamonu’ya geldiği ilk yıllarda, ayrılmayı düşündüğünde kendisini seven hocaların ve meslek büyüklerinin “Gitme, daha erken” diyerek kalmasını istediklerini aktaran Prof. Dr. Kaçar, o dönemlerde bir hocasının kendisine “Çok işle meşgul oluyorsun, doçentliğin tehlikeye girebilir. Önce kendini kurtar” dediğini paylaştı. Bu uyarının, babasının çocukken verdiği “Okursan ne olursun? Sen bulmalısın” nasihatine benzediğini dile getirdi.

1996 yılında başvurduğu Doçentlik sınavına Yıldız Teknik Üniversitesi’nde girdiğini belirten Prof. Dr. Kaçar, o dönemde doçentlik sürecinin günümüzdeki gibi olmadığını vurguladı. Eser incelemesinden geçip geçmediğinizi jüri karşısında öğrenmenin gerektiği, ardından sözlü sınavın yapıldığı bir sistem olduğunu belirtti. Eserlerinin beğenildiğini ancak jüri tarafından “erken” bulunduğu için 1996’daki başvurusunun başarısız sayıldığını aktardı. 

Bu sürece rağmen akademik faaliyetlerini kesintiye uğratmadığını ifade eden Prof. Dr. Kaçar, Kastamonu Eğitim Fakültesi’nde Dekan Yardımcılığı yaptığı dönemde fakülte dergisini akademik düzeye taşıyarak Kastamonu Eğitim Dergisi hâline getirdiklerini söyledi. Uygulamalı matematik alanında doktora yapmış bir akademisyen olarak, artık matematiği nasıl öğretmesi gerektiğiyle de yakından ilgilenmeye başladığını belirten Prof. Dr. Kaçar, kendisini bu yönde dönüştürdüğü yıllar olduğunu dile getirdi.

1999 yılında tekrar doçentlik başvurusunda bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Kaçar, akademik özgeçmişini ve yayın listesini Uludağ Üniversitesi’nde görev yapan hocası Prof. Dr. Mehmet Çağlıyan’a gösterdiğini anlattı. Hocasının onay vermesi üzerine yeniden başvuru yaptığını ve bu kez Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi toplanan Doçentlik jürisi tarafından eserlerinin başarılı bulunarak sözlü sınava çağrıldığını ifade etti.

Yaklaşık bir buçuk saat süren sözlü sınavın ardından jüri tarafından Doçentliğe layık görüldüğünü açıklayan Prof. Dr. Kaçar, akademik yolculuğunun bu önemli basamağını sabır ve kararlılıkla tamamladığını sözlerine ekledi.

Kastamonuda Gazi Üniversitesi çatısı altında Kastamonu Eğitim Fakültesi, Orman Fakültesi, Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu ile Sağlık Yüksekokulu’nun faaliyet gösterdiği bir dönemde görev yapan Prof. Dr. Kaçar, bu fakültelerdeki akademisyenler arasında Doçentlik sınavına girip unvanı kazanan ilk kişi olduğunu ifade etti.

Bu başarının kendisi için yalnızca bir sıralama değil, aynı zamanda bölgedeki akademik camiaya bir motivasyon örneği olduğunun altını çizen Prof. Dr. Kaçar, “Buradaki çalışan arkadaşlara, burada görev yaparken de Doçent olunabileceğini göstererek bir tür özgüven aktarmış oldum.” şeklinde konuştu.

Doçentlik unvanını aldıktan sonra çalışmalarına hız kesmeden devam ettiğini belirten Prof. Dr. Kaçar, Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü’ne bağlı olarak matematik eğitimi alanında yüksek lisans ve doktora dersleri vermeye başladığını, aynı zamanda danışmanlık ve tez yöneticiliği görevlerini de üstlendiğini belirtti.

Kastamonu’da görev yapan pek çok akademisyenin Gazi Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimlerini sürdürmelerinde yol gösterici olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kaçar, bu süreçte yüksek lisans ve doktora tezlerine danışmanlık yaparak akademik gelişime katkı sağlamaya devam ettiğini dile getirdi.

2007 yılında gerçekleşen rektörlük değişiminin ardından 2015 yılına kadar idari bir görev üstlenmediğini söyleyen Prof. Dr. Ahmet Kaçar, bu süreçte Kastamonu Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde akademik çalışmalarını sürdürdüğünü aktardı. Yüksek lisans ve doktora programlarında aktif görev aldığını belirten Prof. Dr. Kaçar, aynı zamanda Kastamonu Eğitim Dergisi’nin editörlüğünü de yürüttüğünü söyledi.

2015 yılında, dönemin rektörü Prof. Dr. Seyit Aydın’ın teklifiyle yeni kurulması planlanan Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi’ne Dekan olarak atanan Prof. Dr. Kaçar, bu görevle birlikte akademik kariyerine farklı bir yön verdiğinin altını çizdi. 

Fakültenin kuruluş sürecinde görev almanın kendisi için sürpriz olduğunu belirten Prof. Dr. Kaçar, “Sanattan anlamam, matematikçiyim. Ama matematik de belki güzel sanatların temel bir türüdür. Bizde sanat eseri zihinde canlanır ve oradan dışarıya çıkar. Matematikte bu, formüllerle gerçekleşir.” diyerek sanatla bilimin zihinsel ortaklığını vurguladı.

Prof. Dr. Kaçar, “Resim Bölümü’nü açtık. Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nü açtık. Seramik ve Cam Bölümü’nü açtık. Grafik Tasarım Bölümü’nü açtık. Çok uğraşlarla Müzik ya da Müzikoloji Bölümü’nü açtık.” diyerek açılan bölümlerin, üniversiteye sanatsal çeşitlilik kazandırdığını belirtti.

Müzikoloji Bölümü’nün kuruluş sürecine özellikle dikkat çeken Prof. Dr. Kaçar, ilk yılın zorlu geçtiğini vurgulayarak, “İlk sene 10 öğrenci geldi. Saz yok, keman yok, piyano yok, hiçbir şey yok. Ork bile yoktu. Ama korkmadan açtık.” dedi. Bugün gelinen noktada öğrencilerin sahne aldığı konserler verildiğini ekledi.” sözleriyle süreci değerlendirdi. 2020 yılında görevimi tamamladığımda bu fakültede 4 bölümde lisans eğitimi, Sanat ve Tasarım adıyla Yüksek Lisans ve Sanatta Yeterlilik Eğitimi de verildiğini vurguladı.

Aynı dönemde Eğitim Fakültesi bünyesinde de ders vermeyi sürdürdüğünü ifade eden Prof. Dr. Kaçar, “Orada 5 yıl dekanlık yaptım. İlköğretim matematiğinde, o zamanlar Genel matematik ya da Analiz adındaki derslerini anlatmaya da devam ettim.” diyerek idari görevlerinin yanında akademik faaliyetlerini de sürdürdüğünü belirtti.

2019 yılında rektörlük görevine atanan Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal ile birlikte çalışmaya başladıklarını belirten Prof. Dr. Kaçar, 2020 yılında Eğitim Fakültesi Dekanlığı görevine getirildiğini ifade etti.

Prof. Dr. Kaçar, “Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Eğitim Fakültesi’nin benimle birlikte, rektörümüzün yönetim kadrosunda yer alarak yürütülmesini arzu etti. Oturduk konuştuk, kabul ettim.” dedi.

Prof. Dr. Kaçar, Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığını 2020 yılının 8. ayında tamamladığını, aynı yılın Ekim ayında Eğitim Fakültesi’nde dekanlık görevine başladığını belirterek, “Eğitim Fakültesine ilk üç yılı bitirdim, şimdi ikinci üç yıla başladık. Dekanlık görevleri üçer yıllık dönemlerdir.” ifadelerini kullandı.

Toplamda 8,5 yıllık dekanlık tecrübesine sahip olduğunu dile getiren Prof. Dr. Kaçar, şu anda görev yaptığı fakültede 6. yılına doğru ilerlediğini söyledi. Gazi Üniversitesi döneminde başlayan öğretim alanlarının zamanla şekillendiğini de vurguladı.

Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Kaçar, sürecin zorluklarına rağmen öğrencilerin ve akademik kadronun gösterdiği özveriye dikkat çekerek şu ifadelerde bulundu:

“2023 yılında, oldukça zor bir dönemde fakültemizin çarşı kampüsünü binaların depreme dayanıklılık sorunu nedeniyle boşalttık. Tıp Fakültesi’nin altı katlı binasının ilk üç katına yerleştik ve bir buçuk yıl boyunca eğitim öğretim faaliyetlerimizi orada sürdürdük. Bu süreçte, siz değerli öğrencilerimizin ve akademisyen arkadaşlarımızın fedakârlıkları sayesinde hiçbir aksama yaşanmadı.” dedi

Prof. Dr. Kaçar, fakültenin nihayet kalıcı binasına kavuştuğunu belirterek “2024 yılı 5 Ekim tarihinde kampüs içerisindeki yeni binamıza taşındık. Artık daha donanımlı bir ortamda, eğitim kalitemizi daha da yukarıya taşıma gayretindeyiz.” dedi.

Prof. Dr. Kaçar, “Güzel bir binadayız. Etrafı doğal peyzajla çevrili, öğrencilerimiz ve akademik kadromuz için huzurlu ve verimli bir ortam. Çarşıdaki binalardan ayrıldıktan sonra Tıp Fakültesi’nin ilk üç katı bize tahsis edildi. Kısmen de olsa zor şartlarda bir buçuk yıl süren bu geçici dönemden sonra, bugün kendi binamıza kavuşmuş olmamız büyük bir kazanım.” dedi.

Kendisinin Eğitim Fakültesi Dekanlığına atanmasında gösterilen teveccühe de değinen Prof. Dr. Kaçar, “Bu güvene karşı gönül borcum, minnettarlığım var. Başta siz öğrencilerimiz olmak üzere, hepiniz adına Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal’a teşekkür ediyorum. Eğitim Fakültemize böyle güzel bir binayı kazandırdı.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Kaçar, akademik gelişimin ve öğrenci yetiştirme gayretinin artarak devam ettiğini vurgulayarak “Ama unutmayın, Cahit Arif’in dediği gibi; zeka, çalışmayla desteklenirse anlamlıdır. Hayat devam ediyor.” sözlerini kullandı.

Öğrencileriyle kurduğu bağın ve birlikte öğrenmenin verdiği heyecanın mesleğinin en vazgeçilmez tarafı olduğunu belirten Prof. Dr. Kaçar, “Bu mesleğin en keyifli yanı da neresi biliyor musunuz? Sınıfta olmak, öğrencilerimle olmak, bir matematik problemini çözerken ensemin terlediğini hissetmek ve zorluğu birlikte aşmanın mutluluğunu yaşamak. Bu terk edilemez bir şey.” ifadelerini kullandı.

“Başarı sadece zeka ile değil, aynı zamanda azim ve sabırla elde edilir,” diyen Prof. Dr. Kaçar, öğrencilerin karşılaştıkları zorluklar karşısında pes etmemelerini tavsiye etti. “Unutmayın ki, gerçek başarı uzun soluklu bir maraton gibidir ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Kaçar “Hayatınızda karşılaşacağınız engeller sizi yıldırmasın. Çalışmaya devam edin, kendinize güvenin ve her zaman öğrenmeye açık olun. Unutmayın, emek olmadan başarı olmaz.” şeklinde öğütler verdi.

Dr. Öğr. Üyesi Dilber Usul, yürüttüğü iki önemli projenin ardından üniversite tarafından ödüllendirilmenin gururunu yaşadığını belirtti. Mayıs ayında aldığı ödül için rektörlük ve üniversite yönetimine teşekkür eden Usul, başarının arkasında güçlü bir ekip desteğinin olduğunu vurguladı.

“Bu başarıyı tek başıma elde etmedim. Projemi Mayıs ayından beri büyük bir özveriyle yürüttüm. Ancak bu süreçte İletişim Fakültesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanlığı, bölüm başkanlığım ve birçok fakülteden hocalarımın destekleri benim için çok değerliydi.” diyen Dr. Öğr. Üyesi Usul, emeği geçen herkese ayrı ayrı teşekkür etti.

Program süresince Eğitim Fakültesi, İletişim Fakültesi, diğer fakültelerden akademisyenlerin yoğun programlarına rağmen büyük destek verdiğini ifade eden Usul “Hiçbir bahane sunmadan, aksine programın detaylarıyla ilgilenip bana yardımcı oldular. Onların bu desteği benim yükümü oldukça hafifletti” dedi.

Üniversitenin çeşitli birimlerinde görev yapan araştırma görevlileri ve teknik ekip üyelerine de teşekkür eden Dr. Öğr. Üyesi Usul, özellikle İletişim Fakültesi asistanları Araştırma Görevlileri Ayşe Sümeyye Yavuz, Salih Ertosun ve Mehmet Oğuz Yıldırım’a teşekkür etti.

“Programa katılan öğrencilerimiz bizim geleceğimiz ve umudumuz. Onların yolunun açık olmasını diliyorum. Elimizdeki imkanlar sınırlı olsa da en iyi şekilde onları yetiştirmek için çalışıyoruz,” diyen Dr. Öğr. Üyesi Usul, sevgi ve dayanışma mesajıyla sözlerini sonlandırdı.

Prof. Dr. Ahmet Kaçar, akademik yılın son döneminde önemli projeleri başarıyla yürüten Dr. Öğr. Üyesi Dilber Usul’a teşekkürlerini iletti. “Gerçekten uzun soluklu iki projeyi başlattı ve birini tamamladı. Diğeri de bugün nihayetleniyor,” diyen Prof. Dr. Kaçar, akademik takvimin son günlerinin yoğunluğuna dikkat çekti.

Finallerin arefesine yaklaşılan bu dönemde öğrencilerle birlikte olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Prof. Dr. Kaçar, “Bizimle olan sevgili gençlerimiz, çalışma arkadaşlarım ve meslektaşlarıma minnettarım. Hayat yolculuğunuzda bahtınız açık olsun. Her şey sizler için güzel olsun,” ifadelerini kullanarak sözlerini noktaladı.

Programın sonunda Prof. Dr. Ahmet Kaçar’a plaketi oğlu Berkay Kaçar tarafından takdim edildi.

Haber-Fotoğraf: Tuğçe Karafakıoğlu

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.