Hakikatin Tanıkları İçin Anma Programı : Filistinli Şehit Gazetecilere Vefa
Kastamonu Üniversitesi Merkez Kütüphanesi Cemil Meriç Salonu’nda Kastamonu Üniversitesi Basın Yayın Müşavirliği tarafından Filistinli Şehit Gazetecileri Anma Programı düzenlendi.
Kastamonu Üniversitesi Merkez Kütüphanesi Cemil Meriç Konferans Salonu’nda gerçekleşen Filistinli Şehit Gazetecileri Anma Programı’na Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ömer Küçük, Prof. Dr. Mehmet Atalan, Prof. Dr. Selahattin Kaymakcı, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muharrem Çetin, protokol üyeleri, akademisyenler ve basın mensupları katıldı.

Program, İsrail’in Filistin halkına yaptığı katliamı anlatan fotoğraf sergisinin açılışıyla başladı. Gazze’ye yönelik gerçekleştirilen acımasız saldırılarda şehit olan basın mensuplarını anmak üzere saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Kastamonu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisi Hasan Tekin’in Kur’an-ı Kerim tilaveti ile program devam etti.

Ardından, Kastamonu Üniversitesi Basın Yayın Müşaviri Doç. Dr. Selver Mertoğlu, Gazze’de görevlerini yaparken hayatını kaybeden gazetecileri anmak amacıyla yaptığı konuşmada, Gazze’de görev yapan gazetecilerin sadece görüntüyü iletmekle kalmayıp, adeta insanlığın vicdanı haline geldiklerini dile getirdi. Savaş muhabirlerinin, yaşanan acı olaylardan haberdar olmalarının bile başlı başına önemli bir mesele olduğunu ifade eden Doç. Dr. Mertoğlu, bu durum da fotoğrafın dünyayı kurtarmasa da gerçeği kayda geçirme gücünü gösterdiğini aktardı.
Gazze’de gazetecilik yapanların, zulmün ve haksızlıkların belgelenmesi için büyük bir özveriyle çalıştıklarını anlatan Doç. Dr. Mertoğlu, vicdani tanıklığın, yaşananların unutturulmaması ve kurbanların sesinin duyulması adına hayati bir görev olduğunu belirtti. “Bu nedenle gazetecilerin susturulmaya çalışılmasının aslında gerçeğin susturulması anlamına gelir.” diye ifade etti.

Doç. Dr. Mertoğlu, çatışma bölgelerinde görev yapan gazetecilerin, insanlık hafızasını diri tutmak için canları pahasına sahada olduklarına dikkat çekerek, gerçeği kaydetmenin, mazlumların sesini dünyaya duyurmanın önemli bir ahlaki yükümlülük olduğunu vurguladı. Bu noktada Susan Sontag’ın savaş görüntülerine bakanların sadece seyirci kalmaması gerektiğine dair eleştirilerine değinerek, gazetecilerin “seyirci” gibi görünse de aslında gerçeği görünür hale getirme sorumluluğunu üstlendiklerini belirtti.
Konuşmasında gazetecilerin omuzlarında taşıdığı sorumluluğun, toplumun adalet duygusunu diri tutmak açısından önemli olduğuna değinen Doç. Dr. Mertoğlu, özellikle genç gazetecilere seslenerek hakikatin peşinden gitmenin vicdani bir yükümlülük olduğunu hatırlattı. Gazeteciliğin yalnızca haber aktarmak değil, insanlığın sesi olmak anlamına geldiğini ifade eden Mertoğlu, konuşmasını gazetecilere teşekkür ederek tamamladı.
Yaptığı konuşmada Gazze’de görev başında hayatını kaybeden gazetecileri anarken, savaş muhabirliğinin nasıl ağır bir bedeli olduğunu tarihsel veriler ile aktardı. İkinci Dünya Savaşı boyunca 69 gazetecinin, Vietnam Savaşı’nda 63 gazetecinin, Kore Savaşı’nda ise 17 gazetecinin hayatını kaybettiğini hatırlatan Mertoğlu, İsrail’in Gazze’ye yaptığı bu soykırımın ise basın tarihinin en ölümcül dönemi olarak kayıtlara geçtiğini ifade etti. 7 Ekim 2023’ten itibaren Gazze’de görev yaparken öldürülen gazetecilerin sayısının yüzlerle ifade edildiğini, yaklaşık 200 gazetecinin hayatını kaybettiğini, çok daha fazla sayıda gazetecinin yaralandığını ve görevlerini yaparken sürekli ölüm tehdidi altında yaşadığını belirten Mertoğlu, uluslararası hukukta gazetecilerin sivil statüsünde olduğunun altını çizdi. Cenevre Sözleşmeleri’ne göre gazetecilerin hedef alınmasının savaş suçu olduğunu hatırlatan Mertoğlu, buna rağmen Gazze’de gerçeği dünyaya aktarma mücadelesi verenlerin, bizzat gerçeği karartmak isteyen güçlerin hedefi haline geldiğine dikkat çekti. Mertoğlu “Basına yönelik her saldırı aslında gerçeğe yönelik bir saldırıdır.” diye vurguladı. Ardından, hakikatin akademik sorumluluğuna inananlar için bunun kabul edilemez bir durum olduğunu ifade etti.
Konuşmasında çatışma bölgelerinde haber peşinde koşan gazetecilerin yalnızca bir gözlemci olmadığını, onların vicdani birer tanık olarak sahada bulunduğunu belirten Mertoğlu, gazetecilerin sahadaki varlığı sayesinde dünyanın gözlerini başka yöne çeviremeyerek yaşanan haksızlıkların kayda geçtiğini aktardı. Bu çerçevede bir savaş muhabirinin “Dünyada korkunç bir şey olup da kimsenin bundan haberdar olmamasından daha kötü bir şey düşünemiyorum.” sözlerini hatırlattı ve tanıklık etmenin önemini dile getirdi. Mertoğlu, bir fotoğrafın dünyayı tek başına kurtarmasa da onun bulunduğu bir dünyanın, bulunmadığı bir dünyadan daha değerli olduğunu hatırlattı.

Al Jazeera’nın Gazze büro şefi Vail Dahduh’un ailesinde yaşadığı kayıplara rağmen görevine devam etmesini de örnek olarak gösteren Mertoğlu, Dahduh’un bu süreçte mesleğini bırakmayı asla düşünmediğini, bu sorumluluğu yerine getirmeye devam ettiklerini ifade ederek, bunun insanlık davası olduğunu vurguladığını aktardı. Konuşmasının sonunda Nizar Kabbani’nin “Ey Kudüs” şiirinden bir bölüm seslendiren Mertoğlu, bir gazeteci öldüğünde sadece bir insanın değil, hakikatin bir tanığının, adaletin bir savunucusunun ve vicdanın bir sesinin sustuğunu ancak bu seslerin yaşatılması için mücadeleyi sürdüreceklerini ifade ederek konuşmasını tamamladı.

Program, Öğretim Görevlisi Dr. Emre Ertürk’ün Cahit Koytak’a ait olan “Gazze Risalesi” adlı şiiri seslendirmesinin ardından Filistin’de yaşanan vahşetin anlatıldığı bir video film gösterimi yapılmasıyla devam etti. Öğrenciler hazırladıkları şiirlerini okudular. Akademisyenler ve öğrencilerle toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.
Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, etkinliğin sonunda basın mensuplarına bir açıklama yaptı.
Rektör Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Türk milleti olarak Filistin ile güçlü tarihi, inanç ve gönül bağlarına sahip olduklarını ve bu zulme kayıtsız kalmanın mümkün olmadığını dile getirdi. Filistin halkının yanında olduklarını vurgulayan Rektör Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, zulmü uygulayan ve bu zulme destek veren İsrail ve destekçilerine karşı durduklarını belirtti.
Rektör Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, “Filistin halkı bu onurlu duruşlarının karşılığını en kısa zamanda alacak ve kendi özgür devleti içerisinde, nehirden denize Filistin sınırları içerisinde hür, bağımsız ve mutlu bir şekilde yaşayacak. Döktükleri kanlarla da zalimler boğulacak, biz buna inanıyoruz, bunu hamaset gereği değil; hakikaten tarihin seyri içerisinde yaşayanların bir devamı niteliğinde söylüyoruz.” diye ifade etti. Türk halkının her zaman olduğu gibi zalimin karşısında, mazlumun ve haklının yanında saf tuttuğunu belirtti. Bu duruşun, netice alınıncaya kadar aynı kararlılıkla sürdürüleceğini kaydeden Rektör Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Basın Yayın Müşavirliği ile programa destek veren Basın Öğrenci Topluluğunu tebrik ederek açıklamasını sonlandırdı.
Haber-Fotoğraf: Gizem Aydın, Meryem Arıkan