Prof. Dr. Yakupoğlu, Kastamonu’nun tarihini Gazete Kampüs’e anlattı

Kastamonu Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cevdet Yakupoğlu ile Kastamonu tarihi hakkında röportaj gerçekleştirdik.

Prof. Dr. Yakupoğlu, Kastamonu’nun tarihini Gazete Kampüs’e anlattı
18.12.2024
1.076
A+
A-

Kastamonu Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cevdet Yakupoğlu, Gazete Kampüs’ün Kastamonu tarihi ile ilgili sorularını yanıtladı.

Büyük Selçuklu Devleti’nde Kastamonu hangi önemli olaylara ev sahipliği yapmıştır?

Öncelikle Kastamonu tarihinin en önemli noktalarından birisi; Selçuklular tarafından bu beldenin fethidir. Bu da Büyük Selçuklular dönemine tekabül etmektedir. Sultan Melikşah zamanında komutanlardan Emir Karatekin, öncelikle Çankırı’yı fethediyor. Daha sonra Kastamonu’yu ve nihayet Sinop’u fethederek Karadeniz’e ulaşmayı başarıyor. Dolayısıyla Kastamonu 1075 -1080 civarında yani Malazgirt Zaferi’nden hemen sonra Selçuklu yönetimine girmiş oluyor. Ancak Emir Karatekin bir talihsizlik yaşıyor. Bizans İmparatoru, onu Sultan Melikşah’a şikâyet ediyor, bölgede rahatsızlık verdiğini söyleyerek. Bazı hediyelerle elçilerle Sultan Melikşah’ı ikna ediyor ve böylece Karatekin, bölgeden uzaklaştırılmış oluyor. Devamında da Haçlılar bölgeye yaklaşmaya çalışıyorlar. Ancak Kastamonu bölgesindeki konar göçer aşiretler, Türkmenlerin sayısı bir hayli kalabalık olduğu için Haçlılar bölgeye girmekten vazgeçip Çankırı üzerinden Amasya’ya doğru gidiyorlar. Böylece Haçlı istilasından Kastamonu kurtulmuş oluyor. Ancak Selçuklu egemenliği bölgede bu Haçlı Seferlerinden dolayı zayıflıyor ve Bizans tekrar Kastamonu’yu ele geçiriyor, sonraki mücadeleler devam ediyor.

Çobanoğulları Beyliği Dönemi’nde Kastamonu ile ilgili arşiv kaynakları ve yazılmış kitaplar bulunuyor mu bulunuyor ise hangileridir?

Evet, bu sorunun cevabı için biraz öncesinden bahsedelim. Büyük Selçuklulardan sonra Kastamonu, Türkiye Selçuklularına bağlandı. Büyük Selçukluların bir devamıydı Anadolu Selçukluları, İznik merkezli kuruldu. Haçlı seferlerinden sonra başkentlerini Konya’ya taşıdılar ve böylece Kastamonu Konya’ya bağlı bir şekilde varlığını devam ettirdi. Uç Beylerbeyliği olarak adlandırılmaya başlandı. Yani Bizans Savaşlarında sınırları koruyan bir eyalet merkezi oldu. Osmanlı Beyliği’nden yıllar öncesinde bu görevi Çobanoğluları Beyliği, yapıyordu. Dolayısıyla Çobanoğulları tarihi, Kastamonu’nun çok önemli bir kısmını ve temelini oluşturmaktadır. Çobanoğluların kurucusu Hüsamettin Çoban Bey, Kastamonu’da Atabey Gazi olarak adlandırılmaktadır. Çobanoğluları Beyliği üzerine yapılmış çalışmalar bulunuyor. İlk çalışmaları Mehmet Behçet, 1925 yılında bir kitap hazırlamış. Doğrudan Çobanoğulları Beyliğini anlatmıyor ama içerisinde bu beyliğin siyasi, sosyal faaliyetlerini anlatıyor. Mimari eserlerinden örnekler veriyor. Talat Mümtaz Yaman’ın “Kastamonu Tarihi” adlı kitabında biz Çobanoğulları’na yer verildiğini görüyoruz ve 1952 yılında Ahmet Gökoğlu bir kitap çıkartıyor. Bütün Batı Karadeniz Bölgesi’ni araştırıyor aslında ama Çobanoğulları döneminden kalan eserlere de yer vermiştir. Yaşar Yücel’in “Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar” kitabı bizim için önemlidir, 1980’li yıllarda hazırlanmış ve Çobanoğulları’na çok önemli bir yer vermiş kitabında. Ben de Çobanoğulları Beyliği üzerine birkaç çalışma yaptığımı belirtmek isterim. Doktora tezim Batı Karadeniz Bölgesi üzerineydi. Çobanoğlulları’nı işledik, sonra makalelerle bu beyliğin tarihini, kültürünü, mimarisini ortaya koymaya çalıştım. Günümüzden yaklaşık sekiz yüz yıl kadar önce kurulan bir beylik, yani 1200’lü yılların başlarında yüzyıl kadar devam etmiş olup 1300’lü yıllarda mirasını Candaroğulları’na bırakıyor. Kastamonu’da Çobanoğulları dediğimizde en önemli eser, Atabey Gazi Camisidir. Kastamonu Kalesi’nin hemen eteklerinde yer alan camii, halk arasında “kırk direkli” olarak biliniyor. Camide 20 üst katta 20 alt katta olmak üzere toplam 40 direk bulunuyor. Cuma günleri imam, minbere kılıçla çıkarak Cuma hutbesini kılıçla okur. Bu yüzyıllardır Kastamonu’da devam eden bir gelenektir. Çünkü Hüsamettin Çoban Bey, Bizans’tan Kastamonu’yu kılıç yoluyla fethederek aldığı için kılıçla minbere çıkarak yeni nesillere, gençlere; “Biz burayı bilek gücüyle aldık, burayı iyi koruyun, kendinizi iyi yetiştirin, çalışkan olun, disiplinli olun” anlamında bir mesaj vererek bu tarihi olayın hem unutulmamasını hem de aktarılmasını sağlıyor. Çobanoğulları’na ait başka eserler de Kastamonu’da mevcuttur.

Candaroğulları Beyliği Dönemi’nde Kastamonu demografik yapısı nasıldı ve hangi etnik gruplar şehirde yaşamıştır?

Bu soruya şöyle başlayalım, Çobanoğulları Beyliği gücünü kaybetmeye başlar tabii ki her devletin siyasi bir ömrü var, yaşlanıyor tabiri caizse sistem uyarı vermeye başlıyor. Candaroğulları Beyliği de bunu fırsat bilerek Çobanoğulları Beyliği’ni ortadan kaldırıp tabiri caizse darbe yaptılar ve Kastamonu’yu ele geçirdiler. Dolayısıyla Candaroğulları döneminde Kastamonu’da Çobanoğulları’nın mirası devam ettirildi. Örnekle o dönemdeki yerleştirilmiş olan aşiretler, kurulmuş olan köyler ve Kastamonu şehir merkezindeki mahalleler aynen devam ettirildi. Ancak şöyle bir gerçek var ki Candaroğulları Beyliği daha uzun ömürlü oldu. Bu beylik,160 yıl kadar yani 1300’lerden 1461 yılına kadar devam ediyor. Fatih Sultan Mehmet Kastamonu’yu ele geçirinceye kadar bir buçuk asırdan fazla bir süreç yaşandı. Belirtmek isterim ki; Kastamonu’nun en önemli mahalleleri Candaroğulları zamanında açılmıştır. Örnekle; Konsalar Mahallesi, İbrahim Bey Ahteke Mahallesi, İsmail Bey Mahallesi ve kale eteklerindeki pek çok mahalle Candaroğulları’nın bir mirasıdır. Bugün Kastamonu Valilik binası olan Kastamonu Hükümet Konağı, Cumhuriyet Meydanı’ndaki Şerife Bacı Anıtı’nın yukarısında bulunuyor. Bu binada o dönem Candaroğulları’nın sarayı bulunmaktaydı. Bugünkü Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi olarak bilinen yerde Saray Hamamı var, hemen Valiliğin kuzey tarafında ise Bey Hamamı ve Saray Camii bulunuyor. Bunların hepsi Candaroğulları’ndan kalan eserler. Demeciler Mahallesinden eski Kastamonu Üniversitesi Eğitim Fakültesi yerleşkesine kadar Candaroğulları’nın mimari eserleriyle donatılmış olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bu potansiyelini biz nereye dayandırıyoruz? Candaroğulları’nın aşiretlerden oluşan kalabalık bir ordusu var. Özellikle Oğuz Boyları Kastamonu bölgesine yerleştirildiği için buralardan asker temin edebiliyor. En önemli Oğuz Boyları; Kastamonu’da bizim belgelendirebildiğimiz kadarıyla Kayı Boyu, Osmanlıların da kurucusudur. Kayı Boyu’nun da Kastamonu’ya gruplar halinde yerleştirildiğini görüyoruz. Daha sonra Avşarlar, Bayat Boyu, Kınık Boyu, Çavundur Boyu, Çetni Boyu ve Karayeli Boyu gibi çeşitli Oğuz boylarının yaşanmış olduğu elde bulunan belgelere göre biliniyor. Her Oğuz boyundan bir ya da birkaç köy ismine, Kastamonu’nun genelinde rasgelebiliyoruz. Moğol istilası yıllarında; Türkiye Selçukluları, güvenliği sağlayamadıkları için Anadolu’da, özellikle de Kayseri, Sivas, Konya, Aksaray, Kırşehir iç bölgelerdeki vatandaşlar kendilerini koruyabilmek için Kuzey bölgesine göç ettiler, Toros dağlarına göç ettiler ya da Kütahya, Domaniç gibi dağlık bölgelere göç etmek zorunda kaldılar. Kastamonu son derece engebeli, sarp dağlık alanlardan oluştuğu için güvenliği kolay sağlanabilen bir şehirdi. Çünkü iki dağının arasındadır; Ilgaz Dağları ile Küre Dağları arasında yer alıyor. Ergenekon Destanı’nda geçen sarp dağlardan çıkamayan insanlar gibi bölge biraz kabuğuna çekiliyor ve Moğol istilasından korunmuş oluyor. Bundan dolayı pek çok kabile, boy, oymak Kastamonu bölgesini yurt tutmuştur. Bu da, Candaroğulları’nın elini güçlendirdiği için Osmanlılara karşı uzun süre rekabet etmelerini, onlarla mücadele edebilmelerini ve hatta savaşabilmelerini sağlamıştır. Bu sayede 1461 yılına kadar yani İstanbul’un fethine kadar Candaroğulları Kastamonu’da hüküm sürebilmiştir. Kastamonu, İstanbul’un fethinden sonrada Osmanlıların himayesine girmiştir.

Kastamonu, Candaroğulları Beyliği Dönemi’nde hangi önemli olaylara ev sahipliği yapmıştır?

Osmanlılarla olan mücadele en belirgin tarihi olaydır. Bir diğeri ise Candaroğulları’nın kendi içinde bazı taht mücadeleleri yaşanıyor. Şehzadeler arasında taht kavgaları yani hükümdarların kardeşleri arasında rekabet Osmanlılarda olduğu gibi bu beylikte de görülüyor. Sık sık taht mücadelesi yaşandığı için tahtı kaybeden kardeş, Bursa’ya ya da Edirne’ye sığınıyor, oradan yardım alıyor. Osmanlı ordusu ile gelerek Kastamonu ele geçiriyor. Kastamonu’da bir dış saldırı yok ama içeriden böyle bazen kaos ortamını yaşandığını söyleyebiliriz tabii bu da halka pek fazla zarar vermemiş çünkü şehzadelerin kendi aralarındaki bir problem olarak görülüyor.

Mesela Candaroğlu İsfendiyar Bey’in oğlu Kasım Bey, Osmanlı Hükümdarı Çelebi Mehmet’ten yardım alarak Kastamonu’yu ele geçirmeye çalışıyor. Bunun üzerine İsfendiyar Bey Sinop’a sığınıyor. Sinop kalesi daha güvenlikli olduğu için, orada savunma tedbirlerini almış. İsfendiyar Bey, elçiler ve hediyelerle Osmanlı Hükümdarı Çelebi Mehmet’i ikna ediyor ve Kasım Bey, Osmanlıların Çankırı Valisi olurken İsfendiyar Bey de Kastamonu’da yaşamaya devam ediyor. Bunların aksine Anadolu’da da büyük bir olay yaşanıyor. Büyük Türk Hükümdarı olan Emir Timur, 1402 yılında Anadolu’ya girdiğinde Ankara Savaşı’nda Yıldırım Bayezid’i mağlup etmiştir. Bu olayı birçok kişi bilir ki Ankara Savaşı meşhurdur.

Yıldırım Bayezid, esir düştükten sonra Candaroğlu İsfendiyar Bey, savaş esnasında Timur’u desteklediği için bunun nimetlerini alıyor. Eski bütün Candaroğulları topraklarını; bugünkü Çankırı’nın tamamını, Sinop, Samsun’un yarısını, bugünkü Bartın, Karabük, Zonguldak taraflarını ve Ankara’nın Kalecik ilçesini ele geçirerek kuruluş aşamasındaki Candaroğulları Beyliği sınırlarına tekrar ulaştırıyorlar ama Osmanlılar bunu unutmuyorlar. Daha sonraki yıllarda kademe kademe Candaroğulları sınırlarını küçültmeyi başarıyorlar ve biraz önce bahsettiğim şekilde 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet bizzat Kastamonu’ya girerek Candaroğulları Beyliği’ne son veriyor. Tabii bu esnada dediğim gibi halk olaylara pek karışmamaya çalışıyor çünkü devletlerin arasında bir hadise olduğunu düşündükleri için sadece askerler savaş emrini aldıkları zaman savaşa giriyorlar. Bu manada da Kastamonu’da herhangi yıkım, yangın vesaire gibi durumlara belgeler doğrultusunda rastlayamıyoruz.

Osmanlı döneminde hangi önemli yapılar inşa edilmiştir ve günümüze kadar ne kadarı korunmuştur?

Tabii çok fazla yapılar bulunuyor bunları kısa bir sohbet esnasında dile getirebilmek çok zor. Çünkü Kastamonu şehri ve çevresi, 1461’den 1919 yılına kadar 500 yıldan fazla bir süre belki de Osmanlı egemenliği altında kaldı. Osmanlıların bundan dolayı çok fazla eserleri bulunuyor ama şöyle bir avantajları vardı Kastamonu’ya her yıl valiler tayin ettiler, baktılar ki yeterince eser var çünkü Çobanoğluları Beyliği; camiler, türbeler, kervansaraylar, medreseler, köprüler ve hamamlar yaptırmışlar. Candaroğulları Beyliği de 160 sene boyunca bunu devam ettirdiler. Bu sebeple; Osmanlılara çok büyük bir yük düşmedi buna rağmen çevrenin nüfusu artması, dönemin şartlarının değişmesi, insanların beklentilerinde değişiklikler olmasından dolayı elbette Osmanlılarda çok güzel gösterişli eserler yaptılar.

Buna ben isterseniz birkaç örnek vereyim. Bu eserlerin en önemlisi Cem Sultan Bedesteni’dir. Kastamonu’da Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Şehzade Cem, Kastamonu Valisi olarak görev yaptığı sırada Cem Sultan, Kastamonu’ya bir kapalı çarşı yaptırıyor hatta bir banka diyebiliriz buna çünkü 4 tane kapısı vardır Cem Sultan Bedesteni’nin, bugün gidenler görürler. Bunlardan yanlış hatırlamıyorsam ikisi kapalı, iki kanattan bedestenin içine girilebiliyor. Yatsı namazından sonra bütün bu kapılar kapatılıyor ve kale görünümlü bir yapı görünümünü alıyor yani içeriye kimse giremez gece dışarıya kimse çıkamaz. Bütün önemli mücevherler, kıymetli eşyalar içerisinde saklanabiliyor. Kıymetli kumaşlar, ipekle ünlü pamuk dokumalar, süs eşyaları, kadın eşyaları yani o yıllarda ne satılıyorsa bugünkü AVM’ler tarzında güvenliği sağlamış oluyor ve bu sayede her türlü lüks eşyayı orada bulabiliyorsunuz.

Cem Sultan, Kastamonu ticari potansiyelini, ekonomik hareketliliğini gördüğü için oraya böyle bir yapı yaptırmış aslında bir de gövde gösterisi yapmış oluyor çünkü hemen Cem Sultan Bedesteni’nin çaprazında Kurşunlu Han bulunuyor. Bugün özel bir işletme tarafından otel olarak çalıştırılmaktadır. Kurşunlu Han, Candaroğulları Beyliği’nden İsmail Bey’in eseridir. Kurşunlu Han, adından da belli olacağı gibi bir kervansaraydır. Cem Sultan Bedesteni’nin yaptığı işin biraz daha farklı bir fonksiyonunu icra ediyor. Böyle olunca da Cem Sultan ondan daha yüksek, daha böyle kubbeleri gösterişli bir eser yaparak Candaroğulları Beyliğine ben de varım diyebilmiş sizin mirasınızı ben devraldım ama daha da ben güzel yatırımlar yapıyorum diyebildiğini göstermiş olduğunu söyleyebiliriz.

Cem Sultan’ın valiliği biter bitmez Sultan İkinci Bayezid Kastamonu’ya vali olarak yeni bir şehzade tayin ediyor. Sancak Beyi olarak İkinci Bayezid’in oğullarından Yavuz Sultan Selim’in kardeşi Şehzade Sultan Mahmut, Kastamonu Valisi oluyor. Onun zamanında babasının emriyle Balkapanı Hanı adıyla bugünkü Penbe Han olarak bilinen hanı, Cem Sultan ve Kurşunlu Han’ın bitişiğine gösterişli bir eser olarak inşa etmiştir Şehzade Mahmut, fakat bu eser maalesef günümüze böyle dört dörtlük ulaşamamış, bir kısmı restore edilerek ayağa kaldırılabilmiştir.

Önce Kurşunlu Han hemen arkasından Cem Sultan Bedesteni birkaç yıl sonra da Penbe Han inşa edilmiştir. Aradan yıllar geçiyor aynı semtte yine bu eserlerin Karşı yakasında yolun hemen karşısında yani 20 metre mesafede Aşir Efendi Han’ı bulunuyor. O da son derece gösterişli ama günümüzde biraz bakımsız olmasından dolayı insanların çok dikkatini çekmiyor. 1700’lü yıllarda yani 18. yüzyılda yapılmış ve böylece Kastamonu’nda şehir merkezinde ticaretin potansiyelini gösteren çok güzel eserler görebiliyoruz.

Hemen yanında Selçuklu Hastanesi bulunuyor saymış olduğum yapıların bitişiğinde Yılanlı Camisi ya da Yılanlı Külliyesi olarak biliniyor. Orası aslında Selçuklular zamanında yapılmış olan bir Şifahane, bir Darüşşifa’dır. Yılan, şifa sembolü olarak bilindiği için duvarlarında yılan motifleri sergileniyor. Bundan dolayı halk oraya Yılanlı Şifahanesi demiş. Aslında yılanla ilgisi yok. Yaptıran kişi Selçuklu devlet adamlarından Pervaneoğlu Ali Bey’in günümüzden yaklaşık yedi yüz elli sene önce yaptırdığı biliniyor. Yılanlı şifahanesi, Anadolu’daki en önemli hastanelerden birisidir.

Konumuz Osmanlı olduğu için ben Osmanlı Dönemi eserlerinden örnek vermeye devam edeyim. Kastamonu Kalesi eteklerinde Yakupağa Külliyesi var. Bu yapı Osmanlıların Kastamonu’ya yaptığı en önemli yatırımlarından birisidir çünkü bu külliye; caminin yanında medreseden, hamamdan, aşevinden yani kimsesizler için öğrenciler için yemek ikram edilen yatılı kalabildikleri bir mekândan oluşurken aynı zamanda içerisinde kütüphanesi var, sıbyan mektebi var ve böylece külliye adı verilen devasa bir alan oluşturulmuş. Bir kısmı Kepeli Yokuşu denilen kaleye giden yolun hemen sağında kalıyor, bir kısmı da solunda kalıyor binaların. Bu yapı, turizme kazandırılmıştır. Külliyenin içinde Helva İmalathanesi vardır. Yaklaşık olarak günümüzden beş yüz sene önce inşa edilmiş bir eserdir.

İstanbul’un fethinden birkaç sene sonra Kastamonu’da çok güzel eserler yaptırılmış İstanbul ile bir ara Kastamonu yarışmış ama tabii 1600’lü yıllardan itibaren İstanbul; Kastamonu, Bursa, Diyarbakır, Konya ve bütün illeri geçerek Osmanlı Devleti’nin göz bebeği haline geliyor. Ancak bizim Kastamonulu devlet adamlarımız İstanbul’da çalıştıklarından ötürü belli bir ekonomik birikimleri oluyor onlarda buraya kendi memleketlerine gelip yatırım yapıyorlar Yakup Ağa’da bunlardan birisi.

Kanuni Sultan Süleyman’ın hazinedarı olan Yakup Ağa’da elindeki ekonomik imkanlar sayesinde Yavuz Sultan Selim’in hocası Halimi Çelebi’nin yaptırdığı eserleri yenilemiş. Orası normalde Halimi Çelebi’nin yaptırdığı eser iken günümüzde Yakupağa Külliyesi olarak bilinir hale gelmiş durumdadır.

Bir tane eser söyleyip o şekilde konuşmamı bitireyim çünkü hepsini sayamayız. Kastamonu simgesi olan, yerli, yabancı turistlerin ziyaret ettiği Nasrullah Meydanı vardır. Oradaki Nasrullah Kadı Camisi de Osmanlıların Kastamonu’ndaki en önemli eserlerindendir. Kastamonu Kadısı diğer bir adıyla yöneticisi olan Nasrullah Kadı yaptırıyor. 1506 tarihinde hem cami hem medrese hem tuvalet hem şadırvan hem köprü hem hamam inşa ettiriyor.  Hamam meydandan daha uzakta ama bir külliye tarzında Nasrullah Kadı da büyük bir yatırım yapmış Kastamonu’ya… Yakupağa Camisi’nden elli sene kadar önce yani daha eski bir eser ve bugün hala ayakta kaldığını söyleyebilirim. Nasrullah Kadı’ya ait bir diğer eser ise Nasrullah Köprüsü’dür ve bugün hala ayakta durmaktadır. Fakat bu 5 gözlü köprü bugün 2 göze düşmüş eski fotoğraflarında 3 gözlü olarak görünüyor ama daha öncesinde 5 gözlü olduğu tahmin ediliyor. Bu eser halk arasında “Kambur Köprü” olarak biliniyor çünkü köprünün yapısı değişmiş, bakıldığında şekilsiz, kambur bir hale gelmiş maalesef ama biz orijinalini söylemeyi tercih ediyoruz. Bunu bu şekilde gençlerimize özellikle öğretmek lazım tarihe olan saygımızı bu manada göstermemiz gerekiyor.

Kurtuluş Savaşı döneminde Kastamonu’nun stratejik konumu ve askeri önemi nedir? Bu konuda hangi önemli olaylar yaşanmıştır?

Osmanlı Devleti de dünyanın en uzun süre hüküm sürmüş imparatorluklarından birisi olarak kabul görüyor ama dönemin siyasi, askeri, sosyal, kültürel ve ekonomik sebeplerinden dolayı hem içeride ve dışarıda ortaya çıkmış olan sakıncalardan ötürü devlet, savaşlara girdi ve bu savaşları kaybetti. Kastamonu ise bu savaşlarda işgal görmemesine rağmen en çok etkilenen bölge olmuştur çünkü Çanakkale Savaşı’nda cepheye en çok asker gönderen şehir olmuştur. Bunların da önemli bir kısmı geri dönemediler. Çanakkale’de 2500 civarında sadece Kastamonulu Mehmetçiğimiz şehit düşmüştür. Bu vesileyle hepsini rahmetle anıyorum. Devamında ise; 1919 yılından itibaren Kurtuluş Savaşı başladı. Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları önderliğinde yapılan mücadeleye ilk destek veren şehirlerin başında Kastamonu geliyor. Her şehir doğrudan doğruya destek vermedi çünkü İstanbul’da Osmanlı Devleti devam ediyor görünüyordu bu sebeple padişahın halkı kurtaracağına inanıyorlardı. Devletin bir bildiği olduğunu düşünüyorlardı aslında hiçbir bildiği yoktu, çaresiz kalmışlardı. Ama Kastamonu insanı da durumdan vazife çıkararak düşman işgaline uğramamasına rağmen Mehmet Akif Ersoy gibi edebi şairler gelerek vaazlar ile halkı teşvik ettiler. İngilizlere, Fransızlara karşı yeniden savaşabiliriz, ülkemizi kurtarabiliriz kendinize güvenin moralinizi iyi tutun gibi propagandalarla ve tanıtımlarla halk ikna edildi ve halk tekrar orduya kaydoldu. Savaşa gidemeyenler Kastamonu-İnebolu-Çankırı güzergahında İstiklal yolu denilen yolu kullanarak kağnı arabalarıyla binlerce ton cephane; kadınlarımız, yaşlılarımız, savaş gazileri ve hatta çocuklar tarafından Sakarya’ya, Dumlupınar’a, Büyük Taarruz Savaşına bu söz konusu İstiklal Yolu üzerinden taşınarak kahramanca mücadele edildi. Kastamonu, Kurtuluş Savaşı’nda da üzerine düşeni yaparak en çok şehit veren şehirler arasına girdi. Ayrıca; Çanakkale Türküsü de Kastamonu’dan derlenen eserimizdir. Rahmetli Kastamonulu hemşerimiz olan İhsan Ozanoğlu’na TRT Radyosu’ndan telefon geliyor. Ünlü bestekar ve tüm derlemeleri yapan Muzaffer Sarısözen’le telefon görüşmesi yapıyor. Bu görüşmede; Muzaffer Sarısözen, Çanakkale Türküsü hakkında bilgi istedi Ozanoğlu da “Ben hem çalıp hem söyleyebiliyorum” diyen bir ozan olan Aşık Veysel tarzında atışmalar yapabilen İhsan Ozanoğlu, Çanakkale Türküsünü Muzaffer Sözen’e telefonda çalıyor ve söylüyor o şekilde Çanakkale Türküsü’nü derleme yapmış oluyorlar. Bu sebeple; Çanakkale, Kurtuluş Savaşlarımızın Kastamonu halkı üzerinden derin tesiri bulunuyor. Türkülerle, ağıtlarla, destanlarla, anonim savaş hikayeleriyle bu anılar günümüze kadar Kastamonu halkında yaşatmayı başarmıştır. Büyük Selçuklu Devleti’nden Kurtuluş Savaşı’na kadar olan süreçte halk ciddi anlamda savaşa katılmıştır diyebiliriz. Neredeyse 500-600 yıl işgal görmemiş aslında Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda da bir düşman süngüsüyle Kastamonu şehir merkezi ve ilçeleri karşılaşmamıştır bunun bir takım nedenleri var; dağlık bölgede olması, sıra gelmemiş olması veyahut halkı azimli ve düşmanı püskürtebilecek gücü olması olabilir önemli değil fakat işgal görmemesinin bedelini yine cephede Kastamonu insanı fazlasıyla ödüyor. Mesela Çanakkale’de en fazla şehit veren Çanakkale ve Balıkesir’dir çünkü bölgenin yakınıdır ardından Bursa gelmektedir. Ondan sonrada Kastamonu gelmektedir, uzak olmasına rağmen bu da Kastamonu insanın vatansever, verilen görevi layıkıyla yapmaya çalışan biri olduğunu gösterir. Özellikle; Kastamonu, Osmanlılar zamanında iç ayaklanmalara alet olmamıştır bu nedenle Kastamonu biraz daha kültürü korunmuştur. Araştırılmaya muhtaç, yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Özellikle ilçeler henüz daha bakirdir, keşfedilmeye muhtaçtır. Bu nedenle, üniversitemize, akademisyenlerimize, sivil toplum kuruluşlarına, tarihçilere, öğrencilerimize büyük görev düşmektedir. Anadolu’nun her yeri korunmaya tanıtılmaya muhtaçtır ama Kastamonu coğrafyasından dolayı biraz daha ilgiye ihtiyaç hissetmektedir.

Kastamonu’nun tarihi ve kültürel mirasının gelecek nesillere aktarılması için neler yapılmalıdır?

Kastamonu’nun yüksek bir potansiyeli var çünkü Kalecik, Samsun, Zonguldak, Bolu, Sinop, Çankırı hatta Düzce’ye kadar Kastamonu’ya bağlı şehirlerdir. Bugün yedi tane il var Osmanlı’nın Kastamonu Eyaleti’nin içerisinden çıkmış olan, hal böyle olunca çok fazla arkeolojik çalışmaya, yüzey araştırmalarına ihtiyaç var ki Kastamonu üzerinden yeni kitaplar yazılmalı, sempozyumlar düzenlenmeli, filmler-belgeseller çekilmeli, dizilere konu olmalı. Kastamonu’nun Selçuklar zamanındaki rolü üzerine Osmanlılar zamanındaki rolü üzerine özellikle de Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’ndaki kahramanlıklarına dair farkındalık yaratılmalı. Lise ve üniversite öğrencilerimize şiir yarışmaları, film yarışmaları gibi etkinlikler düzenlenmeli, geziler düzenlenerek Kastamonu’nun tarihi kültürel özellikleri tanıtılmalı, Kastamonu Konakları çok fazla, bunların 900 tanesi tescil edilmiş yani Safranbolu’nun yaklaşık iki katı kadar konak bulunuyor ama kıymeti bilinmiyor ve turizme çok fazla kazandırılmadığı için de ulusal ve uluslararası manada dikkat çekmiyor. Safranbolu evleriyle yarışabilecek bir mimari potansiyelimiz bulunuyor. Şeyh Şabani Veli Türbesi ve Külliyesi’nin dikkat çekmesi sağlanması için yeni çalışmalar yapılmalı, Kastamonu Kalesi restore edilerek işletmeye açılabilmeli. Kastamonu Kalesi’ni ziyaret eden insanlar ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda olmaları sağlanmalı, kalenin tarihine zarar vermeyecek şekilde biraz daha hareketlendirilerek Kastamonu daha canlı bir hale geleceğini düşünüyorum. Kastamonu Üniversitesi akademik personeli ve öğrencileri daha çok araştırma yapmaya sevk edilmeli mesela Kastamonu üzerinden projeler hazırlamalıdır. Kastamonu kanyonlar cenneti. Valla, Çatak, Horma Kanyonları, Ilıca Şelalesi, Ilgarini Mağarası ve şu an sayamadığım pek çok coğrafi doğal güzelliklerimiz var. Ilgaz Dağları, Küre Dağları bulunuyor. Endemik bitkilerimiz var, Türkiye’nin hiçbir yerinde yetişmiyor, ağaç, mantar, hayvan çeşitleri var dolayısıyla bunlar üzerinde akademik çalışmalar, kültürel araştırmalar yapılarak Kastamonu’nun tanıtımına biraz daha değer vermek durumundayız. Göçü engelleyecek belki alt yapı çalışmaları olabilir çünkü İstanbul’a göç hala devam ediyor bu benim uzmanlık alanım değil o yüzden konunun uzmanları çalışmalar yaparak yayınlayarak devlet büyüklerine ve yetkili kurumlara bunlar ulaştırılırsa Kastamonu’nun tarihi belki biraz daha tersine dönerek Anadolu’nun büyük vilayetleri arasında yerini alacaktır diye düşünüyorum.

Röportaj/Fotoğraf: Ece Sinan

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.