Doğumunun 150. Yılında Ziya Gökalp Kastamonu Üniversitesinde Anıldı
Kastamonu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Türk Halk Bilimi Araştırma Merkezi, Türk Halk Bilimi Topluluğu ve Kültür Sanat Uygulama Topluluğu’nun ortak çalışması olarak hazırlanan “Doğumunun 150. Yılında Ziya Gökalp’i Anma Paneli” Ziya Gökalp’in geçmişten günümüze uzanan entelektüel mirası ve “Ala Geyik” anlatısıyla katılımcılarla buluştu.
Kastamonu Üniversitesi Merkez Kütüphanesi Cemil Meriç Salonu’nda sunulan Doğumunun 150. Yılında Ziya Gökalp’i Anma Paneli, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Türk Halk Bilimi Araştırma Merkezi ve üniversitenin öğrenci topluluklarından Türk Halk Bilimi Araştırma Topluluğu ve Kültür Sanat Uygulama Topluluğu işbirliği ile gerçekleşti. Panelin oturum başkanlığını Doç. Dr. Zeki Gürel üstlenirken, etkinliğin panelistleri ise sırasıyla Büşra Özsoy, Rümeysa Akın ve Fatma Aydın’dı.
Program takdiminin ardından Büşra Özsoy’un “Doğumundan Mütarekeye Ziya Gökalp” başlıklı sunumu başladı. Büşra Özsoy yaptığı sunumda Gökalp’in Diyarbakır’daki çocukluk yıllarından, ömrünün sonlarına, Jön Türk hareketinden Selanik’teki Genç Kalemler dönemine uzanan yolculuğuna değindi. Özsoy, sunumunda ayrıca Gökalp’in Darülfünun’da Türkiye’nin ilk sosyal kürsüsünü kurmasını ve meşhur üçlü sentezini anlattı.

Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak
”Ziya Gökalp’in birinci hayat evresinin en olgun, en sistemli fikir meyvesi 1918 yılında kitaplaştırdığı Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak formülüdür.” diyen Özsoy, dağılmakta olan imparatorluğun entelektüellerinin o dönemde Türkçülük, İslamcılık ve Batıcılık adında üç farklı akımda çatışmakta olduğunu aktardı. Bu ortamda Gökalp’in görüşünü ise şu sözlerle ifade etti:
”Gökalp bu üç akımı birer düşman değil, birbirini tamamlayan unsurlar olarak uzlaştıran müthiş bir teorik çerçeve çizmiştir.”
“Ziya Gökalp’in bu formülü; bir toplum kültür bakımından Türk, din bakımından İslam, medeniyet bakımından ise batılı olmalıdır”, şeklinde özetlediğini vurgulayan Büşra Özsoy, bu fikrin daha sonra kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti’nin harcına konulacak ana fikir olduğunu söyledi.
Oturum başkanı Doç.Dr.Gürel’in kısa yorumunun ardından, ikinci konuşmacı Rümeysa Akın kürsüdeki yerini aldı. Akın’ın sunum başlığı ise “Ziya Gökalp’in Halk Bilimi Çalışmaları” oldu. Konuyla ilgili Ziya Gökalp’in sosyolog kimliği sayesinde içinde bulunduğu toplumu en doğru şekilde tanıyan ve kültürünü anlayan aydınlarımızdan biri olduğunu belirten Akın, Ziya Gökalp’in halk biliminin Türkiye sahası oluşumunda önemli adımlar atmış bir isim olduğunu da ifade etti.
Ziya Gökalp’in düşüncelerinin temelini oluşturan temel kaynakların ulusçuluk ve sosyokültürel evrim teorisi olduğunu belirten Rümeysa Akın sözlerine şunları ekleyerek devam etti: “O, halk yaşayışına ait olan her şeyi bir bütün ve bir yapbozun parçaları gibi görür. Bir yapbozun parçaları bir arada kaldığı sürece ilerlemenin ve yükselmenin mümkün olduğunu söyler. Ancak medeniyet yükselirken Türk kültürünün de onunla birlikte çağdaşlaşması gerekir.”
”Uygulamalı Bir Halk Bilimci Demek Doğru Olur”
Kürsüde konuşmasını sürdüren Akın, anlattıklarının yanı sıra Ziya Gökalp’in sosyolojik söylemlerini ve sınıflandırmalarını sadece teoride bırakmadığını aktardı. “Ziya Gökalp, derlediği masalların, mitlerin ve destanların kaybolup gitmesine izin vermeden yaşadığı dönemin modernleşme krizinde toplumu birleştiren bir araç olarak bizzat edebiyatına dökmüştür. Onu bu yönden uygulamalı bir halk bilimci olarak adlandırmamız doğru olur” diye ekledi.
”Değişen Dünyaya Uyum Sağlarken Kendimiz Olarak Kalabilir Miyiz?”
Panelistlerden Fatma Aydın söz aldığında “21. Yüzyılda Ziya Gökalp’i Yeniden Okumak” adlı sunumuna başladı. Ardından küreselleşme çağında ’Milli Kimlik ve Dil İnşaası’ başlığı altında günümüz sosyolojisindeki medeniyetini incelemeye çalıştı. 21. Yüzyılda Ziya Gökalp’i nasıl okumalıyız sorusunu irdeledi. Sözlerine şu ifadelerle devam etti:
”Ziya Gökalp’e göre kültür; bir milletin tarihsel süreçte kendi toplumsal vicdanından çıkarak ürettiği ona özgün manevi değerler bütünüdür. Kültür; din, dil, ahlak, hukuk, estetik, gelenek, görenek, edebiyat, sanat, müzik, folklor ve benzeri tüm özgün unsurları kapsar.”
Gökalp’in eserlerinde kültürün özgün konumunu açıkça ifade ettiğini vurgulayan Aydın, bu eserlerde kültürün, milli kimliğin korunması ve geliştirilmesi için yaşamsal göründüğünü söyledi. Gökalp’in düşüncelerinin sosyolojik temeli de olduğunu vurgulayan konuşmacı, “Özellikle Durkheim’dan aldığı kolektif bilinç fikrini Türk toplumunun yapısına ve milli kimliğine uyarlamıştır.” dedi. Konuşmasının devamında Ziya Gökalp şiirlerine de yer verdi.

Ala Geyik Şiiri Seslendirildi
Panelde Ziya Gökalp’in sembolik hikayesi olan Ala Geyik şiiri Zeynep Ferda Kaynak ve Merve Zeynep Köşker tarafından seslendirildi. Oturumun başkanlığını yapan Doç. Dr. Zeki Gürel ise Ala Geyik şiiri hakkındaki düşüncelerini şöyle ifade etti: “Arkadaşlar bu şiiri okuyacaklar. Ala Geyik’i ben isterim ki hocalarımız derste tahlil etsinler. Ala Geyik bir masal formundadır. Ala Geyik önemli bir masal formunda kaleme alınmış, ciddi bir Turan fikri işleyen şiirdir.” Gerçekleştirilen seslendirme katılımcılar tarafından coşkuyla alkışlandı.

Tamamlanan şiir seslendirmesinin ardından Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Müzikoloji bölümü öğrencileri tarafından Ziya Gökalp’in bestelenmiş şiirlerinin dinletisi gerçekleşti. Sait Demir, Mustafa Samet Demir ve Seymen Ali Kaya sahnede performanslarını tamamladıktan sonra belge takdimine törenine geçildi.

Programın sonunda teşekkür belgelerini Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gülten Küçükbasmacı takdim etti. Toplu fotoğraf çekiminin ardından panel tamamlandı.


N.Ecem Ünal