Kastamonu Üniversitesi’nde “Şiddetin Anatomisi: Anlamak, Önlemek ve Dönüştürmek” Sempozyumu
Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik ve Kadın Sağlığı Öğrenci Topluluğu tarafından, Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü ÜNİDES (Üniversite Öğrenci Toplulukları İş birliği ve Destekleme Programı) kapsamında “Şiddetin Anatomisi: Anlamak, Önlemek ve Dönüştürmek” konulu iki oturumdan oluşan bir sempozyum düzenlendi
“Şiddetin Anatomisi: Anlamak, Önlemek ve Dönüştürmek” konulu iki oturumdan oluşan sempozyum Merkez Kütüphanesi Sezai Karakoç Konferans Salonu’nda düzenlendi. Programa; Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdulkadir Tuna, dekan yardımcıları, öğretim üyeleri, öğrenciler ve çok sayıda davetli katıldı.

Sempozyum, Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve tüm şehitler anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşu ve ardından İstiklal Marşı’nın okunması ile başladı.

Açılış konuşmasını yapan Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdulkadir Tuna, şiddetin yalnızca bireyleri değil; aileleri, toplumları ve gelecek nesilleri de etkileyen önemli bir sorun olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Tuna, “Bu sempozyumun amacı, şiddeti yalnızca bir sorun olarak görmekten öte, onu anlamak, mağdurların sesine kulak vermek ve dönüşüm için somut adımlar atılmasına katkıda bulunmaktır” ifadelerini kullandı. Ayrıca sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçen öğrencilere, danışman hocalara ve katkı sağlayan tüm paydaşlara teşekkür etti.
Program kapsamında; Ebelik ve Kadın Sağlığı Öğrenci Topluluğu Başkanı Büşra Yıldız bir konuşma gerçekleştirdi. Konuşmasına şiddetin yalnızca bireyleri değil, toplumun tamamını etkileyen derin bir sorun olduğuna dikkat çekerek başladı. Yıldız, ebe ve sağlık çalışanlarının, kadınların ve ailelerin yaşamlarına doğrudan tanıklık ettiklerini vurgulayarak “Şiddetin etkilerini en kırılgan dönemlerinde gözlemliyor, çoğu zaman da sessiz çığlıklara şahit oluyoruz.” dedi. Sempozyumun sadece şiddeti tanımlamak için değil, aynı zamanda nedenlerini, sonuçlarını ve çözüm yollarını tartışmak için bir fırsat olduğuna değinen ve emeği geçenlere teşekkür eden Yıldız, “Bu sempozyumun hepimiz için farkındalık yaratan, umut aşılayan ve çözüm odaklı bir buluşma olmasını diliyorum. Hep birlikte şiddetsiz bir gelecek için güzel adımlar atacağımıza inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
“Her üç kadından biri hayatında en az bir kez fiziksel veya cinsel şiddet görüyor”
Sempozyumun birinci oturumunda ilk olarak, Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Aydın sunum gerçekleştirdi.
Dr. Aydın, Dünya Sağlık Örgütü’nün şiddet tanımını aktararak şiddetin fiziksel, psikolojik, ekonomik ve toplumsal boyutlarını ele aldı. Şiddetin yalnızca bireyler üzerinde değil, aynı zamanda toplumsal barış, güven ve ekonomik hayat üzerinde de olumsuz etkiler yarattığını belirten Aydın, kadına yönelik şiddetin ise süreklilik arz eden, toplumsal eşitsizlikten beslenen bir sorun olduğunun altını çizdi.
Dr. Aydın, “Şiddeti önlemenin yolu, önce anlamaktan geçiyor. Eğer bu döngüyü kıramazsak, güçlüden güçsüze, insandan hayvana ve doğaya uzanan bir zincir halinde devam edecek.” ifadelerini kullandı. Şiddetin çok boyutlu etkileri ve toplumsal sonuçlarını detaylı şekilde ele aldı. Kastamonu Merkez nüfusuna göre, yılda 6-7 kişinin cinayet riski ile karşı karşıya kaldığı tahmin edildiğini söyledi. Kadınlara yönelik şiddetin ise daha yaygın ve ciddi boyutlarda olduğunu şu sözlerle belirtti: “Her üç kadından biri hayatında en az bir kez fiziksel veya cinsel şiddet görüyor ve bu şiddetin büyük kısmı yakın partner veya eşlerden kaynaklanıyor.”
Şiddetin sınıflandırılmasına da değinen Dr. Aydın, kişiler arası, aile içi ve toplumsal şiddet olarak ortaya çıkabilen eylemlerin; fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik ve dijital boyutlarda gerçekleştiğini belirtti. İşyerinde mobbing, okulda zorbalık, yaşlı bakım evlerinde şiddet, trafikte şiddet ve hayvana yönelik kötü muamele gibi toplumsal şiddetin diğer örneklerini de sıraladı.
Kadına yönelik şiddetin temel özellikleri ise cinsiyet temelli ayrımcılık, süreklilik ve güç-kontrol ilişkisi olarak öne çıktığını, şiddet döngüsünün gerginlik, kriz, pişmanlık ve bahane dönemlerinden oluştuğunu ve bu döngünün kırılmadığı takdirde hem bireylerde hem de toplumda ciddi olumsuz etkiler yarattığını belirtti. Bu etkiler arasında fiziksel yaralanmalar, ruhsal travmalar, aile bağlarında kopukluk, çocukların travmatik yaşantılar edinmesi ve toplumsal güvenin azalması gibi etkenleri örnek olarak sundu.
Nihal Aydın, şiddet döngüsünün nesiller boyu devam edebileceğine dikkat çekerek, farkındalık ve bilinçli müdahalelerle bu zincirin kırılabileceğini vurguladı. Konuşmasının sonunda şiddetin önlenmesinin öncelikle bireysel farkındalıkla başlayacağını belirterek, toplumda şiddetin son bulmasını diledi.
“Kadın düşmanlığının farkında olup bireysel olarak bir adım atmak, toplumsal değişimin başlangıcıdır”
Sempozyum, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Simge Evrenol Öçal’ın, “Günümüz Dünyasında Kadın Düşmanlığı ve Mizojini” konulu sunumu ile devam etti.
Evrenol Öçal konuşmasına, katılımcılara nazik davetleri ve misafirperverlikleri için teşekkür ederek başladı. Mizojininin Yunanca kökenine değinen Evrenol Öçal, kavramın kadınlara yönelik korku, endişe, düşmanlık, iğrenme ve aşağılama gibi olumsuz duyguları kapsadığını belirtti.
Sunumda mizojininin tarihsel gelişimine de değinen Evrenol Öçal, Antik Yunan’dan Pandora söylencesi, Adem-Havva hikayesi ve Orta Çağ’daki cadı avlarını örnek göstererek kadın düşmanlığının köklü bir geçmişi olduğunu vurguladı. Yeni Çağ ve Sanayi Devrimi dönemlerinde ise kadınların toplumsal ve ekonomik alanlarda maruz kaldığı eşitsizliklere dikkat çekti.
Eğitimde, siyasette ve çalışma yaşamında kadınların karşılaştığı mizojinist davranışlar üzerine de örnekler veren Evrenol Öçal, Tıp Fakültesi öğrencileri ve öğretmenlerin maruz kaldığı cinsiyetçi tutumları aktardı. Ayrıca siyaset alanında kadınların düşük temsil oranlarını ve uygulanan ek kriterleri aktardı.
Sağlık sektöründe kadınların ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmesi, dijital mecralarda siber taciz ve çevrimiçi tehditlerle karşılaşmaları gibi güncel sorunları da ele alan Evrenol Öçal, Manosfer gibi çevrimiçi toplulukların kadın düşmanlığını yaydığını belirterek dijital ortamda kadınların güvenliğinin önemine dikkat çekti.
Ayrıca, kurumlar arası iş birliği, veri toplama sistemlerinin güçlendirilmesi, teknoloji sektöründe kadın katılımının artırılması ve bireysel olarak empatiye dayalı iletişim yöntemlerinin benimsenmesi gerektiğini vurgulayan Evrenol Öçal, konuşmasını “Kadın düşmanlığının farkında olup bireysel olarak bir adım atmak, toplumsal değişimin başlangıcıdır.” diyerek noktaladı.
Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Operatör Doktor Fatma Nazlı Demir’in “Doğumda Saygı Hakkı: Obstetrik Şiddete Karşı Farkındalık” sunumuyla sempozyum devam etti.
Op.Dr. Fatma Nazlı Demir, konuşmasına sempozyumu düzenleyen ekibe teşekkür ederek başladı. Sunumunda obstetrik şiddet kavramını ve doğum sırasında kadınların maruz kaldığı saygısız, aşağılayıcı ve zorlayıcı uygulamaları ele aldı. 2014 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün ilk kez bu konuyla ilgili rapor yayımladığını bahsetti ve obstetrik şiddetin doğum sürecinde kadınların yaşadığı hak ihlalleri, kötü muameleleri kapsadığını vurguladı.
Sunumda; etnik köken, yaş, sosyoekonomik durum ve göçmenlik gibi faktörlerden kaynaklı ayrımcılıklar, bilgilendirilmeden yapılan müdahaleler, sürekli muayene ve refakatçi eksikliği gibi durumları örnek olarak gösterdi. Op.Dr. Fatma Nazlı Demir, bu uygulamaların çoğu zaman sağlık çalışanlarının kasıtlı bir davranışı olmadığını ancak hasta açısından şiddet unsuru olarak algılanabileceğini ifade etti.
İspanya ve Sri Lanka’da yapılan çalışmalara değinen Demir, hastaların doğum sırasında yeterli bilgi alamadığını, sağlık personelinin ise çalışma şartları nedeniyle tüm süreçleri detaylı aktaramadığını belirtti. Türkiye’de ise gebe okulları ve Anne Dostu Hastane uygulamalarıyla hastaların bilgilendirilmesi ve süreçlere katılımının arttırılmasının hedeflendiğini söyledi.
Demir, mahremiyetin korunması, bilgilendirilmiş onam alınması ve hastalara refakatçi sağlanmasının önemine değinirken, doğum sürecinde sağlık çalışanlarının yaşadığı stres ve zorluklara da dikkat çekti. Konuşmasının sonunda, mesleki sorumluluk ve özveriyi vurgulayan Demir, sağlık çalışanlarının yaptıkları işin önemini her zaman hatırlamaları gerektiğini ifade ederek konuşmasını sonlandırdı.
“Şiddetin Anatomisi: Anlamak, Önlemek ve Dönüştürmek” konulu sempozyumun birinci oturumu sonlandı. Sempozyumun ikinci oturumu beklenirken, Kastamonu Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Müzikoloji Bölümü öğrencilerinin gerçekleştirdiği müzik dinletisi davetlilere eşlik etti.
İkinci oturum, Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Şahika Şimşek Çetinkaya’nın “Şiddetin Kadın Sağlığı Üzerine Etkileri” konulu sunumunu gerçekleştirmesi ile başladı.
Doç. Dr. Şahika Şimşek Çetinkaya sunumuna, medyaya yansıyan kadına şiddet olaylarına değinerek başladı.
Fiziksel şiddetin, kadınlarda kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon, diyabet gibi kronik hastalıkların gelişimine zemin hazırladığından bahseden Doç. Dr. Çetinkaya, aynı zamanda Nörolojik ve Psikosomatik etkilerinden de bahsetti. Şiddet mağduru kadınlarda baş dönmesi oranı %75 iken, şiddet görmeyen kadınlarda bu oranın %48.7 olduğuna değindi. Şiddet mağduru kadınların mide ağrıları, kas ağrıları gibi bedensel yakınmalar yaşadığını ve bunun psikolojik travmaların bedensel yansıması olduğunu ifade etti. Doç. Dr. Şahika Şimşek Çetinkaya sunumunun devamında, Şiddetin Üreme Sağlığı Üzerine Etkisi başlığı altında kadın sünnetinden bahsetti. Doç. Dr. Şahika Şimşek Çetinkaya’nın sunumunun ardından ‘Bilinçli Gençlik: Güçlü Adalet’ konulu sunumu ile Halime Çavuş Kadın Derneği Başkanı Avukat Hikmet Şule Özbay söz aldı.
“Erkekler madde bağımlılığından ya da psikolojik sorunlardan öldürmez, öldürebildikleri için öldürür.”
Avukat Hikmet Şule Özbay, sunumuna “Şiddet” kavramını açıklayarak başladı. Şiddetin, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından, “fiziksel güç veya iktidarın kasıtlı bir tehdit veya gerçekçilik biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda maruz bırakılan kişide yaralanma, ölüm ve psikolojik zarara yol açması ya da açma olasılığı bulunması durumu” olarak tanımlandığını açıkladı.
Özbay, “Erkekler madde bağımlılığından ya da psikolojik sorunlardan öldürmez, öldürebildikleri için öldürür.” pankartını örnek göstererek kadına yönelik şiddetin tanımını yaptı. “Kadına yönelik şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde doğan ve kadınların toplumdaki ikincil konumlarına dayanarak kadınlara uygulanan her türlü şiddet eylemi ya da tehdittir” dedi.
Flört şiddetine değinen Özbay; duygusal, romantik gibi durumların bitmesinin ardından partnerlerden birinin diğeri ya da birbirinin üzerinde güç ve kontrol kazanmaya çalışmalarının zarar verici bir davranış biçimi olduğunu açıkladı.
Sunumun devamında “Mansplaining, Gaslighting, Stalking ve Love Bombing” kavramlarını açıkladı.
Mansplaining kavramının man (erkek) ve explain (açıklamak) sözcüklerinin karışımından oluştuğunu “erkeklemek” şeklinde literatüre çevrildiğine değindi. Erkeklerin kadınlara üstten ve kibirli açıklama yapma eğiliminin kadınları susturan veya sözlerini değersizleştiren sistematik ve kurumsallaşmış bir baskı biçimi haline getirilmesi olduğunu ifade etti.
Gaslighting kavramını, “karşı tarafı manipüle ederek kendinden şüphe ettirmesini sağlamak” olarak açıkladı. Karşı tarafın gerçekte yapmadığı bir şeyi, o farkında olmadan üretilmiş bir rıza ile yapmış olduğu konusunda ikna edilmesi şeklinde de açıklanabileceğini, “çok duygusalsın, abartıyorsun, yanlış hatırlıyorsun, kafanda kuruyorsun” gibi manipülatif kelimeleri kullanarak kendinden şüphe ettirme durumu olduğunu ifade etti.
Stalking kavramını; ısrarlı takip olduğunu, kişinin kendisini güvende hissetmesini engelleyen, şiddete uğrama korkusunu ve endişeye yol açan, kasıtlı bir biçimde tekrarlanan, tehditkâr tutum ve davranışların tümü olduğunu açıkladı. Bu davranışın, korku uyandırmayı, gözdağı vermeyi ve güvencesiz hissettirmeyi hedeflediğini ifade etti. Love Bombing kavramını ise “Sevgi Bombardımanı” olarak açıkladı. “Erkeklere Açık Çağrı: Mücadelemiz Ortak!” ifadelerini kullandı.
Özbay, sunumunun devamında, Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunlardan ve tedbirlerden bahsetti: Mülki Amir Tarafından Verilen Koruyucu Tedbirler: Barınma Tedbiri, Geçici Maddi Yardım, Psikolojik, Mesleki, Hukuki, ve Sosyal Bakımından Rehberlik Ve Danışmanlık, Hayati Tehlike Bulunması Halinde Taleple ya da Resen Geçici Koruma, Gerekli Olması Halinde Kreş. Hakim Tarafından Verilen Koruyucu Tedbirler: İşyerinin Değiştirilemesi, Kişinin Evli Olması Halinde Müşterek Yerleşim Yerinden Ayrı Yerleşim Yeri Belirlenmesi, Tapu Kütüğüne Aile Şerhi Konulması, Hayati Tehlikenin Bulunması Halinde Ve İlgilinin Rızası Dahilinde Kimlik Ve İlgili Diğer Bilgi Ve Belgelerin Değiştirilmesi.
Hakim Tarafından Verilen Önleyici Tedbirler: Konuttan Uzaklaştırma, Korunan Kişilerin Bulundukları Konuta, Okula Ve İşyerine Yaklaşmama, Çocuklara İlişkin Kişisel Düzenlenmesi, Uyuşturucu Ve Alkol Bağımlığı Halinde Hastanede Tedavi, İletişim Araçları Ya Da Sair Suretle Rahatsız Etmeme Olarak açıkladı.
Avukat Hikmet Şule Özbay, “Erkeklere açık çağrı: Mücadelemiz ortak!” ifadelerini kullandı.
Özbay, “Öldüren sevgi istemiyoruz, sen ben biz birbirimizin çaresiyiz!” pankartları ile sunumunu sonlandırdı.
“Erken yaşta evlilik bir şiddet biçimidir!”
Avukat Hikmet Şule Özbay’ın sunumunun ardından, Kastamonu Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, Sosyal Çalışmacı Mehtap Büyükçağlayan “Erken Yaşta Evlilikler: Bir Çocuk Hakkı İhlali” konulu sunum gerçekleştirdi.
Mehtap Büyükçağlayan sunumuna, “Çocuk” kavramını açıklayarak başladı. Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuata göre; 18 yaşından küçük her bireyin çocuk olduğundan bahsetti.
Çocuk hakları sözleşmesine de değinen Büyükçağlayan, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin çocukların yaşaması ve gelişmesi, ayrım gözetilmemesi, çocuğun yüksek yararının gözetilmesi ve çocuk katılımını temel alan, çocuklara özgü hakların tamamını içeren sözleşme olduğundan bahsetti. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde kabul edildiğini, Türkiye’nin ise sözleşmeyi 14 Eylül 1990’da imzaladığını ve ‘Taraf Devlet’ konumuna geldiğini söyledi.
Büyükçağlayan sunum akışında, Erken Yaşta ve Zorla Evliliklere Mücadele Farkındalığı başlığı altında, “Evlilik Nedir? Erken Yaşta Evlilik Nedir? Zorla Evlilik Nedir?” kavramlarını açıkladı.
Büyükçağlayan, dünyada erken yaşta evliliklerin yaygınlığını istatistikler ile açıkladı. 12 milyon kız çocuğunun her yıl 18 yaşından önce evlendiğini, her 5 kız çocuğundan birinin 18 yaşından önce evlendirildiğini, her 9 kız çocuğundan biri 15 yaşından önce evlendirildiğini açıkladı.
Son olarak, “Erken yaşta evlilik bir şiddet biçimidir!” ifadelerini kullanan Büyükçağlayan, Erken yaşta evliliğin çocukların temel haklarına yönelik ihlallerden biri olduğunu, bir çocuğun kendini geliştirmesine izin vermemek olduğunu, eğitim imkanlarını sınırlayarak çocukların ileri yaşlarda istihdama katılımlarını olumsuz yönde etkilediğinden bahsetti ve konuşmasını sonlandırdı.
Sempozyum akışında “Ebelerin Şiddetin Önlenmesinde Rol ve Sorumlulukları” başlığı altında Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Uzman Ebe Sema Güneş Yanık sunum gerçekleştirdi.
“Biz ebeler, kadınların yaşam boyu sağlık hizmetlerine erişiminde ilk temas noktalarıyız”
Uzman Ebe Sema Güneş Yanık sunumuna, Stuart Miller’in “Bir toplumun uygarlık düzeyini öğrenmek isterseniz toplumdaki kadının durumuna bakınız.” sözlerini kullanarak başladı.
Dünya genelinde her 3 kadının 1’i yaşamı boyunca fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldığını, özellikle yakın partner şiddeti ve cinsel şiddet önemi bir kamu ve klinik sağlık sorunu olup kadınların insan haklarının ihlal edildiğini ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinden kaynaklandığını, bu eşitsizliğin sürmesine neden olduğundan bahsetti.
“Biz ebeler, kadınların yaşam boyu sağlık hizmetlerine erişiminde ilk temas noktalarıyız.” ifadelerini kullanan Ebe Sema Güneş Yanık, güven ve yakınlık, şiddeti tespit etme ve müdahale etme potansiyeli sunduğunu ifade etti.
Kadına yönelik şiddetin, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu, milyonlarca kadın ve kız çocuğunun yaşamını, sağlığını etkileyen, kadınların insan haklarının ağır bir ihlali olduğundan bahsetti. Tarihsel olarak eşitsiz güç ilişkilerinin yüzyıllardır süre gelen ve erkekleri kadınlardan üstün konumda tutan politik, ekonomik ve sosyal süreç olduğunu ifade etti.
“Ebe: Kadın, anne ve çocuk sağlığı toplumun gelişmişlik düzeyeni belirler.” ifadelerini kullanan Yanık, “Ebelerin şiddete yönelik algılarını, farkındalıklarını belirlemek için araştırma yapmamız gerekmektedir” diyerek düşüncelerini destekledi.
Ebelerin sorumluluklarını; gizlilik, tarafsızlık, saygı, bildirim yükümlülüğü, 6284 sayılı kanunun gerekliklerini yerine getirmek, sürekli eğitim, kayıt ve raporlama, protokollere uyum olarak açıkladı.
Yanık, “Ebeler kadınları güçlendirmede başarılı olsalar da özellikle ayrımcılık ve cinsiyete dayalı şiddetle mücadelede, hem sağlık sistemi içinde hem de dışında ele alınması gereken birçok engellerle karşı karşıyadır” dedi. Kadınları güçlendirmek için, hükümetlerin, toplulukların ve uluslararası kuruluşların ebelerin kadınların güçlendirilmesindeki rolüne daha fazla değer vermesinin hayati önem taşıdığından bahsetti.
Son olarak Yanık, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.” sözünü kullanarak sunumunu sonlandırdı.
Sempozyumun sonunda 4. sınıf Ebelik Bölümü öğrencilerinin hazırladığı “Şiddete Yönelik” adlı gösteri sergilendi.

Plaket ve teşekür belgelerinin takdiminin ardından sempozyum sona erdi.

Haber, Fotoğraf: Emine Sağlık, Meryem Arıkan