Kastamonu Üniversitesi’nde “Türk İslam Düşüncesinin Batı Dünyasına Etkileri” Konferansı
Kastamonu Üniversitesi Cemil Meriç Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinlikte, Prof. Dr. İsmail Yakıt, Türk İslam düşünce geleneğinin Batı dünyası üzerindeki tarihsel ve felsefi etkilerini dinleyicilerle paylaştı.
Kastamonu Üniversitesi Cemil Meriç Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen “Türk İslam Düşüncesinin Batı Dünyasına Etkileri” başlıklı konferansa akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Programın açılış konuşmasını yapan İnsan ve Toplum Bilimleri Dekanı Prof. Dr. Fatma Zehra Pattabanoğlu, Türk İslam mirasının gelecek nesillere aktarılmasının önemine değinerek, Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın hem felsefe hem de bilim tarihi alanındaki yetkinliğini vurguladı.
“Rönesans’ın temeli Arapça eserlerin tercümesiyle atıldı”
Konuşmasına toplumdaki “aşağılık kompleksi”ne dikkat çekerek başlayan Prof. Dr. Yakıt, Avrupa’daki bilimsel uyanışın kaynağının İslam dünyası olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Yakıt, konuyla ilgili şu şekilde konuştu: “Zannediyoruz ki her şey Batı’da oldu bitti ve biz de sadece taklit ediyoruz. Maalesef böyle bir aşağılık kompleksi içindeyiz. Kültür tarihimizi ve Türk İslam düşüncesini araştırdığınız zaman görürsünüz ki; Avrupa’da Rönesans’ın ortaya çıkmasının en büyük amili, İslam düşünürlerinin ve bilim adamlarının eserlerinin Batı dünyasına tercüme edilmesiyle olmuştur. 12. ve 13. asırlarda Arapça eserler Latinceye tercüme edildi, dolayısıyla Rönesans’ın temelleri atıldı.”

“Vatan sadece büyük adamlara müteşekkirdir”
Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’nde doktora yaptığı dönemdeki gözlemlerini paylaşan Prof. Dr. Yakıt, Pantheon ve Eyfel Kulesi’ndeki detaylara dikkat çekerek şunları söyledi: “Fransa’da Pantheon diye bir yer var, bilim ve sanat adamlarının kemiklerini sembolik olarak bir araya getirmişler. Orada büyük harflerle ‘Vatan sadece büyük adamlara müteşekkirdir’ yazar. Bu, oradaki çocuklara ‘siz de bunlar gibi olmalısınız’ mesajı vermektedir. Benim eğitim gördüğüm yıllarda internet yoktu, ansiklopedilerden bakardık. Farabi’yi Araplar, İbn Sina’yı İranlılar sahiplenmişti. 20 bin yıllık Türk tarihinde varlığını devam ettirmiş, birçok devlet kurmuş bir milletin mensubu olarak, ‘Tanrım bana izin ver, Türk olanları belgeleriyle birlikte neşredeyim.’ dedim. Sekiz tanesini keşfettim ve ‘Türklüğü Tartışılan Meşhurlar’ adındaki bu kitap bünyesinde topladım.”
İslam medeniyetinin Batı ile ilk temasının tıp alanında gerçekleştiğini belirten Prof. Dr. Yakıt, Haçlı Seferleri sırasında Batılıların Türk hekimlerinin başarısını hayretle fark ettiğini dile getirdi. Batı dünyasında salgın hastalıklarla mücadele edilemezken, İslam topraklarında tedavilerin çok daha ileri seviyede olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yakıt, bu ilginin sonucunda Sicilya ve Toledo merkezli kurulan tercüme okullarının önemine değindi. Özellikle Toledo bünyesindeki ekolün başında bulunan Başpiskopos Raymond tarafından başlatılan çeviri faaliyetleri, İslam felsefesini Hristiyan öğretilerine uyarlama hedefiyle ortaya çıktığını ve Avrupa genelinde büyük bir dönüşüm yarattığını söyleyen Prof. Dr. Yakıt, İbn Sina’nın tıp dünyasındaki sarsılmaz yerini şu detaylarla aktardı: “İbn Sina’nın meşhur el-Kanun fi’t-Tıbb eseri, Batı’da tam 600 sene boyunca temel ders kitabı olarak okutuldu. İncil’den sonra en fazla baskısı yapılan kitap budur ve matbaa Osmanlı’ya gelene kadar Avrupa’da 84 baskı yapmıştır. İbn Sina, tıp literatüründe nabız yoluyla hastalık teşhisini bilimsel bir yöntem olarak kullanan ilk bilim insanıdır. Hayatı boyunca pek çok engelle karşılaşmasına rağmen azminden ödün vermemiştir. Onun psikiyatri tarihine geçen meşhur vakasında; melankoli (kara sevda) hastası bir gencin nabzını tutarak mahalle mahalle, sokak sokak isimleri saydırması ve nabızdaki değişikliğe göre gencin sevdiği kişiyi tespit etmesi, tıp ve psikolojinin nasıl birleştiğinin en etkileyici örneğidir.”

Cebirden Astronomiye Türk İslam Mirası
Konferansın devamında Harezmi, İbnü’l-Heysem ve Biruni gibi isimlerin dünya bilim mirasına sunduğu somut katkılar detaylandırıldı. Prof. Dr. Yakıt, bugün modern teknolojinin temelini oluşturan pek çok kavramın bu alimler tarafından inşa edildiğini belirtti. Özellikle Harezmi tarafından ortaya konulan çalışmaların önemini dile getiren Prof. Dr. Yakıt, bu öncü bilim insanının eski Türk matematiği ile Hint sayı dizgelerini birleştirerek ondalık sayılar ve dört işlem kurallarını geliştirdiğini, cebir ve algoritma kavramlarının kurucusu olduğunu söyledi.
Optik alanında “Alhazen” adıyla tanınan İbnü’l Heysem’in bütün zamanların en büyük optikçisi kabul edildiğini söyleyen Prof. Dr. Yakıt, Biruni’nin ise astronomi ve coğrafya alanındaki eşsiz dehasına dikkat çekti: “Biruni, tarihte ilk defa enlem ve boylamların varlığından bahsetmiş, bunları kullanarak şehirler arasındaki mesafeyi bugünkü değerlere çok yakın bir derecede hesaplamıştır. Bu isimler sadece kendi çağlarını değil, tüm insanlık tarihini aydınlatmışlardır.”
Kendi akademik yolculuğundan ve özellikle Türk dünyasının yetiştirdiği alimlerin aidiyet tartışmalarından bahseden Prof. Dr. Yakıt, milli bilincin önemini şu sözlerle özetledi: “Sahip çıkamadığımız için bu değerleri başka milletler kendi hanelerine yazıyor.”
Etkinliğin sonunda, Prof. Dr. Pattabanoğlu tarafından Prof. Dr. Yakıt’a kıymetli katkılarından dolayı teşekkür belgesi ve plaket takdim edildi.

Haber: Rümeysa Tanas, Kübra Yılmaz
Fotoğraf: Kübra Yılmaz