Kastamonu Kent Müzesi Bilim Günleri’nin Dokuzuncu Semineri Düzenlendi: “Antik Kültürlerde Kadın”
Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odası (KATSO) Toplantı Salonu’nda, Kastamonu Kent Müzesi Bilim Günlerinin dokuzuncusu olan “Antik Kültürlerde Kadın” konulu seminer düzenlendi.
Kastamonu Valiliği tarafından dokuzuncusu düzenlenen Kent Müzesi Bilim Günleri seminerine konuşmacı olarak Kastamonu Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi’nin öğretim üyesi Doç. Dr. Rabia Aktaş katıldı. “Antik Kültürlerde Kadın” konulu seminer Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odası Toplantı Salonu’nda gerçekleşti.
Moderatörlüğünü Murat Karasalihoğlu’nun üstlendiği programa, Kastamonu İl Başkanı Ahmet Sevgilioğlu, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Başkanı Serkan Karayılan, Çankırı Karatekin Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Gürbüz Beydiz ve birçok konuk katıldı.

Program, moderatör Murat Karasalihoğlu’nun kısa bir giriş konuşması ile başladı. Karasalihoğlu, kadınların tarihte belli dönemlerde çok değerli ve kutsal olduğuklarından, avcılık ve toplayıcılık döneminde kadının rolünün öneminden bahsetti. Daha sonrasında Doç. Dr. Rabia Aktaş’ın aldığı eğitimler ve yaptığı kazı çalışmaları hakkında bilgiler verdi. Son olarak da katılımcılara teşekkürlerini ileterek konuşmasını sonlandırdı.
Ardından Doç. Dr. Rabia Aktaş, Paleolitik Dönem’de kadının hayatta kalmak için en temel olgu olduğundan, üremede büyük bir rol oynadığından, bereketin sembolü sayılan kadının kutsallaştırılmasından ve Ana Tanrıça kültürünün bu dönemde ortaya çıktığından bahsetti.

Mezopotamya’da kadınların evlilik, boşanma ve miras hakları hakkında bilgiler veren Doç. Dr. Aktaş, katılımcılara, dönemin hukuki metinleri ile kadının toplumsal statüsü hakkında bilgiler aktardı. Hammurabi Kanunları kapsamında, kadınların evliliğe dair yasal haklarına değindi. Doç. Dr. Aktaş, özellikle M.Ö. 18. ve 19. yüzyıllara ait belgeler üzerinden kadının evlilikteki yeri, boşanma hakkı gibi konuları ele aldı. Dönemin toplumsal yapısında kadının doğurganlık ile özdeştirilmesi ve çocuk sahibi olamayan kadınların evliliği sürdürmek adına başvurduğu yöntemlerden bahsetti.
Sümerler Döneminde kadının evlilik hakları hakkında bilgiler veren Doç. Dr. Aktaş, Sümer Kanunlarında anne ile babanın çocukları üzerinde eşit hakları olmasından, bazı durumlarda erkeğin karısını satabileceğinden, kadınların eşlerini aldattıkları takdirde ölümle cezalandırılacağından, eşler çocuk sahibi olamaz ise erkeğin kadından boşanma hakkı olduğundan bahsetti. Dönemin toplumsal yapısında kadın açısından özgürlükçü olmadığına değindi.

Babil toplumundaki evlilik ve boşanma geleneklerini anlatan Doç. Dr. Aktaş, Babil’de erkeklerin evlenmek amacıyla şehirlerin büyük alanlarında toplanıldığını ve kızların açık artırmayla evlendirildiği bilgisinden bahsetti. Doç. Dr. Aktaş, “Evlenme sürecinde babanın onayı ve başlık parası uygulamaları çok önemliydi.” dedi. Boşanma sürecinde ise çocuğu olmayan kadınların boşanabileceği ve boşanma durumunda damada verilen başlık parasının geri alınabildiğini söyleyen Doç. Dr. Aktaş, boşanma sonrası eski eşin yeni eşe karşı sorumluluğunun olmadığını ancak saygı duyması gerektiğini vurguladı.
Doç. Dr. Aktaş, Hitit toplumunda kadının sosyal ve hukuki konumu ele aldı. Başlık parası uygulamasının Hititlerde de mevcut olduğunu ve kadınların boşanma hakkına sahip olduğunu aktardı. Ensest ilişkilere karşı ağır cezaların uygulandığını, miras haklarında ise kadınların söz sahibi olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Aktaş, evlilik sonrası kadının kayınbiradere verilmesi gibi geleneksel uygulamalardan da söz etti. Ayrıca taht varisliğine değindi. Doç. Dr. Aktaş, “Kraliyet soyunda ilk iki sıradaki erkek varislerin bulunmadığı durumlarda, kız kardeşlerden birinin evleneceği damat kral olabilir. ” dedi. Çivi yazılı belgelerde kızların çocuk yaşta nişanlandırıldıklarına dair “Beşik Nişanı” (beşik kertmesi) gibi adetlere rastlanıldığını bu adetlerin Anadolu’daki Orta, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde sürdürüldüğünden bahsetti.
Doç. Dr. Aktaş, Antik Mısır toplumunda kadının haklarını ve aile yapısını anlattı. Antik Mısır’da erkeklerin istedikleri zaman boşanabildiğini, kadınların boşanma sonrası mallarını kaybettiğini özellikle ahlaksızlık sonucu boşanmalarda kadının bütün mallarının elinden alındığını vurguladı. Ayrıca, zina yapan kadının ağır cezalara çarptırıldığından bahsetti. Doç. Dr. Aktaş “Bu cezaların temelinde soyun korunması anlayışı yatıyor.” dedi. Sonrasında Antik Mısır’da kadınlara verilen unvanlardan söz etti. “Hanım, sevgili, eve kapanan, evinde eşiyle oturan değerli hanım, evden sorumlu” gibi isimlerin kullanıldığını ve bu isimlere rağmen Eski Mısır toplumunda kadınların erkeklerle neredeyse eşit haklara sahip olduklarını dile getiren Doç. Dr. Aktaş, kadınların siyasi, idari, dini ve sosyal faaliyetlerde bulunma ve çalışma hakkı olduğuna da değindi. Kadınların evliliğin ve ailenin devamı için önemli görüldüğünü, mitolojik hikâyeler ve dini anlatılarla da bu görüşün desteklendiğini aktardı. Ayrıca, Mısır toplumunda farklı sınıflar arasında evliliklerin gerçekleşebildiği gibi erkek ve kız kardeşlerin evlenmesinin de normal kabul edildiği bilgisini paylaştı.

Doç. Dr. Aktaş, Antik Yunan toplumunda kadınların kamusal hayata katılımının son derece sınırlı olduğunu, evliliklerin ise çoğunlukla ailelerin kararıyla gerçekleştirildiğini belirtti. Kadınların miras hakkı gibi konularda erkeklere bağlı bir yaşamları olduklarından, siyasi haklarının bulunmadığını da vurguladı. Atina’nın tüm yöneticileriyle bir erkek devleti olduğundan ve kadınların bu demokrasi içinde doğrudan yer almadıklarından bahsetti. Doç. Dr. Aktaş, kadınlar hakkında koyulan yeni yasalar olduğunu fakat bu yasaların da erkeklerin hakimiyetine olan oikosları korumak ve devamını sağlamak için olduğuna değindi. Antik Yunan dönemindeki bazı filozofların düşüncelerinden bahsetti. Aristoteles ve Platon’un, kadınların toplumda en az erkekler kadar işlevsel olduklarından ancak politikanın erkek işi olabileceğini düşündüklerinden söz etti.
İskit (Saka) toplum yapısının özelliklerine de değinen Doç. Dr. Aktaş, en önemli özelliklerinden birinin İskitli kadınların bağımsız olmasından ve İskit kadınları hakkında Antik Çağ yazarlarının genel değerlendirmesinin “Askeri harekâtlarda eşleriyle birlikte bulunan cesur kadınlara sahipler” şeklinde olduğunu aktardı. Bu dönemde kadınların eşleri öldüğü zaman onlarla beraber ölmek zorunda (levirat) olduğundan ve nedeninin ise öteki dünyada eşlerine arkadaşlık etmesi anlayışı ile ilgili olduğundan söz etti.
Hun ve Göktürkler’de kadının toplumdaki boşanma ve evlilik gibi konularında kadının iradesine saygı gösterildiğini, kadının hem aile içinde hem de toplumda özgür bir birey olarak kabul edildiğini ifade eden Doç. Dr. Aktaş, kadınların, mallar üzerinde miras hakkına sahip olduklarının da öne çıkan noktalar arasında yer aldığını dile getirdi. Kadınların toplum hayatında aktif roller üstlendiğini ve askerî alanda dâhi görev alabildiklerini ortaya koydu. Göktürklerde evlenme çağına gelen genç kızların kılıçla dövüşüp yendiği erkeklerle değil, yenildiği erkeklerle evleneceğini söyledi. Doç. Dr. Aktaş, “Yüksek mevkide olan bir kadın kendinden aşağı bir durumda olan erkekle evlenmezdi.” diye ekledi.

Program, soru cevap şeklinde devam etti. Konuşmacı Doç. Dr. Rabia Aktaş’a plaket takdim edildi ve program sonlandı.
Haber/Fotoğraf: Meryem Arıkan